kutlu payaslı

milliyet tv radyo dergisi'nin 5 şubat 1937 tarihli 19. sayısında, cenap akçal ile yaptığı röportaj yayımlanmıştır.

"iltimasla sanat olmaz..."

ankara radyosuna 1955 yılında açılan bir sınavı kazanarak giren ve 1967 yılında da gazinolarda şarkı söyleyebilmek için Radyonun kaşeli sanatçılarının arasına giren Kutlu Payaslı'nın sözleri idi bunlar. Sanata bu sözlerinin anlamım şöyle belirtiyor:

"sahnede şarkı söyleyen bir sanatçının başarısını veya başarısızlığını O gazinonun patronu değerlendiremez. Böyle bir değerIendirmeyi ancak halk yapabilir. Çünkü halk, sanatçının gelir kaynağı, amiri, öğretmeni kısacası her şeyidir. Sanatçının başarısızlığını veya başarısını ancak ve ancak halk tayin edebilir."

Bazı kişilerde, bazı şarkılar sayesinde beliren bir görüşü, bir inanışı Kutlu Payaslı şu sözler ile yıkıyor:

"Evet, kişilerde türk musikisinin Arap musikisinden esinlenerek doğduğu görüşü var. Fakat bu kanımca tamamen yanlıştır. Çünkü müziği Araplar bizden almışlardır. Zira Türk musikisi, arap musikisine nazaran çok daha köklüdür.”

tanburla love story

sanatçının aranjmanlar hakkındaki fikirleri ise olumlu. olumlu ama şöyle olumlu:

"ben yaylı tamburla bir "love story"yi çalarken bu müziğin yaratıcısı olan Amerika'lılar bu müzikten ne kadar zevk alıyorlarsa, bizim, yani, Türk müziğinin aranjman türünde çalınmasından da o kadar zevk alıyorum.”

Kutlu Payaslı'nın sanat hayatında başından birçok "İlginç Olay” geçmiş amma, bir tanesini hiç unutamıyor:

"1969 yılında radyoevi sanatçılarıyla Beşat'da bir konser veriyorduk. Konseri Kerkük'tü Türk'ler de izliyordu. Ve bizden "Karadeniz” şarkısını söylememizi istedi Kerküklü gençler. Bu şarkının plâğının da orada toplatıldığını biliyordum, koroya söyletmekle söyletmemek arasında bir bocalama devresi geçirdikten sonra
söyletmeye karar verdim. Şarkının sonunda halk tarafından öyle bir tezahürat gördük ki daha programımız bitmeden biz bitirmek zorunda kaldık. Çünkü bütün arkadaşlar ve ben çok duygulanmıştık, devam etmemize imkân yoktu.”

sahneyi şimdilik bırakmam

sanatçı, eğer maddi bakımdan tatmin edilir ve istikbali garanti altına alınırsa ileride sahneden çekilecek ve kendini tamamen radyoya adayacakmış:

"eğer maddi bakımdan tatmin edilirsem sahneyi bırakır ve bir idareci olarak radyoya tamamen geçerim." diyor. "bundaki amacım türk müziğini daha geniş bir kitleye sevdirebilmektir. çünkü layıktır türk müziği buna."

cenap akçal
milliyet tv radyo dergisi, 5 şubat 1973, 19. sayı - sayfa: 5
https://www.arsivsozluk.com/d/49
Devamını okuyayım...
disco
0

yurttaş kane

(bkz: citizen kane)
disco
0

galatasaray

türkiye futbol federasyonu yayınları tarafından hazırlanan türk futbol tarihi eserinde, aşağıdaki yazıda yer almıştır.

bir türk takımı doğuyor

Bu yolda ilk cesur adımlar, Mekteb-i Sultani (galatasaray lisesi) öğrencileri tarafından atılmıştı. Pek çoğu kadıköy yakasında oturan ailelerin çocukları olan bu gençler, tatil günlerinde mesire yerlerinde, çayırlarda, hiçbir kurala ve düzene tabi olmadan ayak topu oynamaya başlamışlardı. Hatta Abidin Daver’in anılarında naklettiği gibi; top, Mekteb-i Sultani’nin kapısından içeri ilk kez 1900 yılında girmişti. Öğrenciler, okulun “Grand Cour” adıyla anılan büyük avlusunda, kalabalık guruplar halinde bir topu tekmelemek suretiyle “ayak topu” oynamaya çalışmışlardı. En başarılı sayılanlar ise, ayaklarıyla vurdukları topu en yüksek noktalara kadar diklemesine çıkaranlardı. Ancak ne var ki bu gençler, bu oyunu kurallarına göre oynayabilmek için de can atmaktaydılar. Nihayet 20 Ekim 1905 günü Mekteb-i Sultani’nin 10. sınıf öğrencilerinden bir grup, arkadaşları ali sem yen’in önayak oluşuyla, Edebiyat öğretmeni Mehmet Ata Bey’in dersi sırasında bur kulüp kurmuşlardı. Ve o günden sonra bu gençler tamamen bilimsel bir yaklaşımla bu işe sarılmışlar ve futbolu kurallarına göre oynayan bir takım ortaya çıkarmışlardı.

Daha sonra “Galatasaray” adıyla anılacak bu takım, 1905-1906 sezonunda üçüncüsü yapılan “İstanbul Futbol Ligi”ne katılan ilk Türk takımı olmak gibi ölümsüz bir şerefe erişmişti. Galatasaray ilk kez katıldığı ligde Kadıköy, Moda ve Imogene takımlarının arkasından dördüncü olurken Rumların elpis takımını gerisinde bırakmıştı.

1906-1907 sezonunda kadrosunu biraz daha güçlendiren ve forma renklerini Sarı-Kırmızı’ya dönüştürmüş bulunan Galatasaray bu ligde biraz daha toparlanmıştı. 1906-1907 İstanbul Lig şampiyonluğu’nu Moda takımı kazanırken Kadıköy ikinci, bu iki takımla 1-1 berabere kalan Galatasaray üçüncü olmuştu. Dördüncülüğü Elpis, Beşinciliği de Imogene takımları almışlardı.

kaynak: Türk futbol tarihi
türkiye futbol federasyonu yayınları
cilt:1 haziran 1992
sayfa: 15
https://www.arsivsozluk.com/d/53
Devamını okuyayım...
disco
0

klavye

klavyeler bilgisayarların en belirgin veri girdi birimleridir. klavye üzerinde bulunan tuşların kullanımları bilgisayarın özelliklerine göre değişirler. genel olarak tümünde alfabetik ve ve sayısal karakterler, $ # ! % & ( ) . , vb gibi özel karakterler, + - * / gibi aritmetik işlem karakterleri bulunur. bunları yanısıra klavyenin bağlı olduğu monitörde imlecin (imleç: monitör ekranının hangi satır ve hangi sütunda bulunduğunuzu gösterir, yanıp sönen özel bir karakterdir.) istenilen satır, sütuna gönderilmesini sağlayan imleç kontrol tuşları, bazı özel komutları tek bir tuşla yapmamızı sağlayan fonksiyon tuşları bulunabilir. özel uygulamalar için yapılmış bilgisayarların klavyeleri ise, bazı özel tuşlar içerebilir. örnek olarak bir fast-food restoranda kullanılan bilgisayarın klavyesinden tek tek harflere basarak “hamburger” kelimesine yazmak yerine bu işi tek tuşla yapmak tercih edileceğinden, bu klavyede “hamburger” isimli bir tuş bulunabilir, bu maddenin fiyatı da önceden bilindiği için ayrıca fiyatı da rakam tuşları ile yazma gereği kalmadan, veri giriş işlemi tamamlanmış olur.

klavyede tuş yerleşimi

daktilo ve bilgisayar tuşları üzerinde, insanların parmak alışkanlığı ve parmak vurma hızı ile kullanılan makinanın hızı arasında uyum sağlamak amacı ile oldukça yoğun araştırmalar yapılmıştır.

ülkemizde yaygın olarak kullanılan kısaca f klavye (en üst satırın, en sol harfi) olarak tanınan klavyede, türkçe’de en çok kullanılan sesli harfleri ortadaki satırın, ortasına toplanmış böylece daha kolay bir kullanım amaçlanmıştır.

bilgisayarların çoğunda qwerty klavye denilen (en üst satırın soldaki ilk 6 harfi) tuş dağılımı, 1890’da keşfedilmiş ve çok hızlı yazan daktilo kullanıcılarının daha yavaş ilerleyen daktiloya göre fazla olan hızlarını yavaşlatmak amacı ile icad edilmiştir. bu dağılım en sık kullanılan tuşların küçük parmaklarla basılmasını gerektirir.

prof. dvorak 1932’de kendi adı ile anılan dvorak klavye yerleşimini bulmuştur. bu dağılımda, ingilizce’de (dolayısıyla bilgisayar programlamasında en fazla kullanılan d, h, t, n ve s harflerini orta sırasının sağ ele rastlayacak kısmına yerleştirerek u bir verim artışı sağlanmıştır.

bilgisayar ansiklopedisi - 1991 - milliyet
sayfa 41 - 42 - 43
https://www.arsivsozluk.com/d/16
Devamını okuyayım...
arsivsozluk
0

highland warriors

ocak 2003'te çıkmış, yayımcısı data becker, yapımcısı soft enterprises olan strateji türünde bilgisayar oyunudur. oyun hakkında 19 şubat 2003 tarihinde, murat şen tarafından trgamer sitesinde aşağıdaki inceleme yayımlanmıştır.

Braveheart filmini herkes hatırlar ve en az 2-3 kere izlemişlerdir. Ben kaç kere izledim bilmiyorum ama yakın zamanda DivX versiyonunu indirdim ve arşivime kattım. Biraz geç kaldığımı biliyorum ama yine de geç oldu, güç olmadı. william wallace, İskoçya için özgürlüğün kazanılması adına çok büyük işler yapmış bir adamdır. Bu adamdan da ben dahil çoğu kişi etkilenmiştir. Hayatını bu yolda feda eden bir kişiden kim olsa etkilenir. Braveheart için bir oyun yapılmıştı bir süre önce, ama fazla başarılı olamamıştı. Grafikleri iyiydi ama çok abartı bir sistem ihtiyacı ve garip hataları yüzünden fazla tutulmamıştı. Soft Enterprises adında bir firma, Highland Warriors adında bir RTS piyasaya sürdü. İşte William Wallace'ı da içinde barındıdan İskoçya tarihi konusu için yapılmış kapsamlı ve kaliteli denebilecek oyun da, doğmuş oldu.

Oyun İskoçya'da, ilk başlarda kurulan kavimlerden başlıyor ve William Wallace'ı da içinde barındırarak en son özgürlük savaşına kadar sürüyor. Oldukça büyük bir tarihi kapsayan oyun, gerçekten de üzerinde çok uğraşılmış ve övgüyü hakeden bir yapım. İskoçya tarihi ve gerçek olaylara dayandığından da birçok oyuncu için daha bir cezbedici oluyor.

Oyun bize o zamanları neredeyse gerçekten yaşatacak gibi oluyor. Oyunu ilk kurduğunuzda, daha çalan müziklerden bunu hissedebiliyorsunuz. Bölüm aralarında giren video görüntüler o tarihler hakkında bize bilgi vermekte. Ayrıca, yazılı ve seslendirme olarak verilen bilgiler de tarihsel belge niteliğindeler. Bu yüzden de işin içindeki gerçekçilik sizi oyundan asla koparmıyor. Daha uzun oynama, daha fazla şeyler öğrenmek hissi uyandırıyor. Ben oyunun karşısında tahminimden daha fazla zaman geçirdim. Normalde bu tarz ders benzeri oyunları sevmem ama bu oyunda bu tür kaka şeyler öyle güzel harmanlanmış ki, gerçekten size birşeyler öğretildiğinin farkına bile varamıyorsunuz. Bir bakmışsınız oyunu bitirmişsiniz ve İskoç tarihi hakkında herşeyi öğrenmişsiniz. Oyunda kullanılan binalar, silahlar, birimler, o zamanlar hakkında yapılan çalışmalardan uyarlanmışlar. Ortam oldukça zengin. Hayvanlar, kadınlar etrafta dolaşmaktalar. Ağaçlar sallanmakta, askerler çevrede dolanmaktalar. Kendilerine özgü British aksanı da oyuna iyi aktarılmış.

Yiyecek, altın, ore, taş ve odun başlıca kaynaklarımızı oluşturmakta. Oyunda genel anlamda bildiğimiz strateji öğeleri mevcut. Bu kaynakları toplayıp ordumuzu kurmamız ve düşmanı altetmemiz gerekmekte. Genelde hep benzer tarz görevler alıyoruz. Görevler doğal olarak gittikçe zorlaşmaktalar.

Fakat oyundaki yapay zeka gerçekten de yerlerden sürünüyor. Buraya kadar hep iyi şeylerden bahsetmiş olmama rağmen ne yazık ki oyunu burada rezil etmekten başka bir seçeneğim yok. Oyun aşırı derecede zor veya aşırı derecede kolay olabiliyor. Bu an meselesi. Bazen bir asker yığını hemen ölebilirken bazen duvar gibi asla yara bile almayabiliyorlar. Hep aynı noktana aynı tür ve sayıda asker geliyor. Düşman sahasında yer alan madenleri kullanırken düşman asla size engel olmak istemiyor. Hatta birlikte aynı ormanı baltalarken bile hiç sesini çıkartmıyorlar. Bir askerin önünde savaş çıksa bile o öylece dikilip kavgayı izliyor. Bunlar bir RTS oyununu öldürmek için yeterli hatalar. Olmaması gerekirdi. Bu yapımcı firmanın (Alman) RTS türünde acemi olmasından kaynaklanıyor sanırım. Bazı yerlerden aldığım bilgiye göre, bu firma gerçekten de bu türde oldukça acemiymiş. Bu oyundaki ölümcül hatalarıyla da bunu kanıtlamış oldular. Bravo vallaha.

Oyundaki hatalar sadece yapay zeka ile sınırlı değil. Bir kere arayüz oldukça karışık tasarlanmış. Grupladığınız askerler ne yazık ki bir yerde gösterilmiyor. Bu da kalabalık ortamlarda kafa karışıklığı anlamına gelmekte. Birimler arası denge düzgün kurulmamış. Okçular diğer kısa mesafeli birimlere göre abartı güçlüler. Hafif kalabalık bir okçu sürüsü ile yapamayacağınız iş yok. Adamlarınızı bir yere tıkladığınız zaman, bu yer biraz uzaksa, gruptan ayrılan ahmaklarla uğraşmanız gerekiyor. Gruptan ayrılanlar yüzünden diğer elemanlar da saçmalamaya ve diğer kaybolan elemanı beklemeye başlıyorlar. Siz uzakta bir savaşla ilgilenirken, kaşla göz arasında herşey birbirine girmiş oluyor. Siz de saçınızı ve başınızı yolmuş oluyorsunuz. Allahtan ben saçlarımı kestirdim de böyle bir derdim yok :P

Oyundaki grafikler aslında iyi gibiler ama hataları var. Bir kere çevre grafikleri hayli başarılı olmuş. Karakter modellemesi de RTS oyunları için fazlasıyla iyi. Ama nedense oyun çok iyi makinelerde bile yavaşlamalar yapıyor. Bu da iyi optimize edilmemesinden kaynaklanıyor sanırım. Oyundaki detayları düşürdüğünüz zaman da bazı takılmalar yaşıyorsunuz. Bu olursa, şimdiden uyarayım, hatayı sürücülerinizden veya ekran kartınızdan bulmayın. Oyunda herşey 3D olduğundan, kamerayı istediğiniz gibi çevirebiliyorsunuz. İnanılmaz olan, kameranın sorunsuz çalışması. Sadece bazen isteklerinize 1-2 saniye geç cevap verebiliyor. O kadar kusur, kadı kızında da olur :)

Oyunun seslerine gelince, bir kere müzikler başarılılar. Buna diyecek lafım yok. Ama seslendirmeler öyle değil. Yazının başında karakterlerin o zamanki dili kullandıklarını söylemiştim. Ama bunu öyle berbat yapmışlar ki anlatamam. Aslında karakterlerin söyledikleri biraz daha çeşitli olsaydı iyi olabilirdi ama bir askerden oyun boyunca aynı kelimeyi duymak, inanın insanı çıldırtıyor.

Kısaca oyun kendinden bekleneni veremiyor. İyi bir oyunmuş gibi başladığım yazının sonunda oyunu nasıl batırdım gördünüz. Demek ki yazılarda ilk paragrafı okuyarak hemen oyun hakkında fikir alıp kapatmayın. Hiç beklemediğiniz şeyler olabilir :) Sağ gösterip sol vururum ben bazen. Bu oyunu alın desem bir türlü almayın desem bir türlü. Aslında bundan başka alınacak bir dolu RTS oyunu var dersem yalan olur. Yeni birşeyler çıkana kadar sizleri oyalayacak dersem, bu sefer de oyun sizi deli edecek siz de gelip bana laf edeceksiniz. En iyisi siz bu oyundan uzak durun da hem siz hem de ben rahat edeyim. Evet evet...

trgamer
murat şen - 19.02.2003
https://www.arsivsozluk.com/d/54
Devamını okuyayım...
disco
0

tıp tarihi enstitüsü

1966 yılında, (bkz: tahsin tunalı) tarafından, kurucusu olan ord. prof. dr. ahmed süheyl ünver ve prof. dr. bedi nuri şehsüvaroğlu ile röportaj yapılmıştır.

türkiye'de, tarih ilmiyle ilgil, geniş imkanlı ve iyi kurulmuş müesseselerden biri de türk tıp tarihi enstitüsü'dür. enstitünün bir de türk tıp tarihi kurumu vardır. istanbul üniversitesi tıp fakültesi'ne bağlı olan bu müessese, şimdiye kadar pek çok kitap, dergi ve broşür yayınlamıştır. bunlar, yalnız tıp tarihi değil, türk sanat tarihinin çeşitli dalları üzerinde kaleme alınmış eserlerdir. enstitü, istanbul üniversitesi merkez binasının (eski harbiye nezareti) sol kanadında, birinci katta birçok salonu içine alıyor. önce enstitü'nün kurucusu olan değerli ilim adamı, sanatkar ve tarihçi ord. prof. dr. ahmed süheyl ünver'le konuşuyorum:

- kısaca biyografinizi anlatır mısınız?
- 1898'de istanbul'da doğdum. fakir büyüdüm. 1920'de 22 yaşımda doktor çıktım. büyük tıp bilginimiz rahmetli akıl muhtar bey, beni elimden tuttu. paris'e ihtisas yapmaya gönderdi ve üzerimden himayesini eksik etmedi. 1929'da asistan olarak istanbul üniversitesine intisab ettim. 1933'te üniversite ıslahatında doçent oldum ve tıp tarihi deontoloji kürsüsü'nü kurdum.

-affedersiniz, sözünüzü kestim. sizden önce üniversitelerimizde tıp tarihi okutulmaz mıydı?
- hayır, yalnız vakityle dr. galib ata bey, iki yıl tıp tarihi okutmuştur. yoksa böyle bir kürsü yoktu. şimdi tıp tarihi bir sömestrdir ve devam mecburidir. ne diyordum? 1939'da profesör ve 1954'te ordinaryüs oldum.

- sizden başka bu kürsüde kimler var?
- başta değerli arkadaşım prof. dr. bedi şehsüvaroğlu var. ben, tıp ve dişçilik fakülteleri'nde arkadaşım da eczacılık fakültesi'nde, bu dersi okutuyoruz. ayrıca doçent olmaya hazırlanan dr. sırrı akıncı ile dr. emine atabek ve birkaç asistanım var. bilhassa asistan ve sekreterim olan tülay tozanlı, gördüğünüz gibi bana çok yardımcı olmaktadır.

gerçekten tülay tozanlı, profesörün istediği herhangi bir dosya veya vesikayı, birkaç saniyede buluyor, hepsinin muhteviyatını biliyordu. süheyl ünver:

- bir de okutman (lektör) arkadaşımız var, diye sözlerine devam etti: ismail eren. kendisinin osmanlı tarihi üzerinde çok değerli incelemeleri vardır, okumuşsunuzdur. türk tıp tarihi kurumu'n da bir çok üyesi var. bunlardan emekli general nazmi çağan paşa, daima bizimle çalışır, prof. şehsüvaroğlu'nun eserlerinin listesini, güzel bir bibliyografya kitabı halinde yayınlamıştır.

- üye olduğunuz kurumlar hakkında bilgi de rica edebilir miyim?
- 18 türk ve yabancı ilmi kurumun üyesiyim. bu arada türk tarih kurumu'nu ve türk dil kurumu'nu, türkiye tıp akademisi'ni, milletlerarası tıp akademisi'ni ve nihayet benden başka ancak iki türk'ün, atatürk'ün ve said faik'in üye seçildikleri amerika'daki mark twain cemiyeti'ni sayabilirim. tarih kurumu'na, selçuk tababeti tarihi adlı kitabımdan dolayı 1940'ta üye seçildim.

- biraz da sanat cephenizden bahseder misiniz?
- yakın zamanlara kadar güzel sanatlar akademisi'nde türk minyatür ve tezyinat hocasıydım. şimdi aynı deri üniversitede veriyorum.

süheyl ünver'in, ressam, bilhassa çok değerli bir minyatürcü, tezyinatçı, tezhipçi ve hattat olduğunu burada kaydetmek lazımdır. türk pullarındaki tarihi resim ve motiflerini bir kısmını, o çizmiştir. avrupa'yı, yakın doğu'yu, birleşik devletler'i birçok defalar ziyaret etmiş olan süheyl ünver, dış ülkelerde de tanınan milletlerarası bir şahsiyet. avrupa ve amerika literatüründe adı sık sık geçiyor. büyük yabancı dergiler kendisiyle birçok röportaj yapmış. süheyl ünver'in diğer bir hususiyeti, yorulmak bilmez bir araştırıcı olması. pek değişik bahislerde sayısı yüze yaklaşan kitap ve risalenin müellifi. yazdığı makaleler binlerce.

- arşiviniz hakkında bilgi rica edebilir miyim? diye değerli bilgine son sorumu soruyorum.
- efendim, gördüğünüz arşiv, "ünver arşivi"dir. tamamen şahsi çalışma ve emeğimle toplanmıştır. bunların bir kısmını, kitaplarımla beraber ankara'da türk tarih kurumu'na hibe etmeye hazırlanıyorum. geri kalan kısmı, tıp tarihi enstitüsü'nde bir yadigarım olarak kalacak. milletten aldığım her şeyi milletime iade etmek istiyorum. arşivim ve kitaplarım, herkese açıktır. her isteyen, basit bir fiş imzalayarak burada çalışabilir. türkiye'de arşiv meselesi maalesef henüz ilkel durumdadır. bir milyon fişlik bir arşive acele ihtiyacımız vardır. böyle bir arşiv kurulacak olursa, araştırmacılar, son derece rahat çalışacaklardır. ben, böyle bir imkan yaratıldığı takdirde, bu arşivde fahriyen çalışmaya hazırım.

süheyl ünver, beni türk minyatür ve tezyinatı öğrettiği salona da götürdü. burada 20 kadar talebe çalışıyordu. bunların en ileri gideni ülker erke imiş. kendisiyle tanıştırdı ve bazı motif ve çalışmalarını doğan kardeş'in kartpostal olarak bastırdığını söyledi. ülker hanım'ın gördüğüm çalışmaları gerçekten nefisti.

pek nazik profesöre teşekkür ederek ayrıldım ve prof. dr. bedi nuri şehsüvaroğlu'nun çalıştığı salona girdim. biyografisi hakkında bilgi rica ettim.

- 1914'te istanbul'da doğdum, diye söze başladı prof. şehsüvaroğlu. 1939'da doktor çıktım. 1955'te, az kazançlı olduğu için kimsenin rağbet etmediği tıp tarihi kürsüsüne doçent oldum. 1962'de profesörlüğe yükseldim. 10'dan fazla yerli ve yabancı ilmi cemiyetin üyesiyim. ingilizce ve fransızca bilirim. ilk kitabım 1948'te çıktı. hicaz seyahatimi anlatır ve hac yolu adını taşır. sonradan bir düzine kadar kitap ve broşürle binden fazla makalem yayınlanmıştır. bir kitabımı da türk tarih kurumu bastırdı.

- sizin arşiviniz, süheyl bey'in arşivinden ayrı galiba?
- evet, benim arşivim "şehsüvaroğlu arşivi" diye damgalıdır ve bu gördüğünüz salondadır. ben de süheyl bey gibi bu arşivi şahsi gayretimle ortaya çıkardım. çocukluğumdan beri yazılı hiç bir kağıdı atmam. bu bakımdan, süheyl bey'le aynı burçta doğmuşuzdur ve beraber çalışmamız da bu benzerliğimiz yüzünden oldu.

prof. şehsüvaroğlu da, ensitü'nün diğer salonlarını ve müzelerini gezdirmek lütfunda bulundu. enstitü'nün görebildiğim salonları şöyle: süheyl ünver arşivi'nin bulunduğu iç içe iki salon, şehsüvaroğlu arşivi'nin bulunduğu uzun salon, türk tezyimat ve minyatür atelyesi, 2000 kadar yazmayı da içine alan ve bir çekme katı olan türk tarih müzesi, akıl muhtar özden ve neş'et ömer irdelp hocaların kütüphane ve eşyalarını ihtiva eden iki ayrı müze, nihayet teknofotografi merkezi. iki odası olan bu laboratuvarda, tarih mecmuası'nda birçok fotoğrafını yayınladığımız hasan ali göksoy ile ayhan pekşen çalışıyor. bu laboratuvar, idari olarak tıp tarihi enstitüsü'ne bağlı olmakla beraber, bütün istanbul üniversitesi için çalışıyor. türk tıp tarihi enstitüsü'nden çok memnun olarak ayrıldım.

röportaj: tahsin tunalı
hayat tarih mecmuası - sayı 6 - temmuz 1966
sayfa 12-13-14
https://www.arsivsozluk.com/d/31
Devamını okuyayım...
disco
0

unreal tournament

amerikan sosyolog henry david, bir defasında demişti ki, "ölü veya diri olsun, sadece realiteye can veriyoruz." yaklaşın, bu defa unrealiteye can atacaksınız ve bu defa unreal tournament en realist tecrübeyi yaşatmak için kendine çok güveniyor.

gizli kayıtlar, canlı

unreal tournament, oyuncuları en iyi eğlencenin kanlı sporlar olduğu bir geleceğe taşıyor. profesyonel gladyatörler, roket atış rampaları, savaş topları, keskin ateşli silahlarla donatılmış olarak, televizyonda da gösterilen çok şiddetli karşılaşmalarda birbirleriyle savaşıyorlar ve şanslısınız, bir sonraki yarışmacı sizsiniz! first-person açısından, 50 level'in üzerinde hayatta kalmayı başarmalısınız, tabi eğer katılacaksanız. fakat bu sinsi düşmanlarla, en az dert edeceğiniz şey kazanmak olacak; asıl sorun "nasıl hayatta kalınır?"

unreal tournament'in can damarı ciddi anlamda geliştirilmiş yapay zeka olacak. bilgisayar kontrollü düşmanınız sizi atlatmak için hileler yapacak, geri çekilecek, yandan saldıracak ve diğer taraftan birçok multiplayer maçtaki insan oyuncuların yaptığı gibi kafanızı uçuracak. "üzgünüm. kafanızı mı uçurdum!" ve "yan bebek!", oyunda geçen konuşmalara iki örnek.

elbette, iyi yapay zeka gerçek insanlarla savaşamayacağınız anlama gelmiyor. online oyun olmadığı müddetçe (sony'nin playstation 2 network'ü halen aylar uzaklıkta) ut, tek bir paylaşılmış ekranda ya da kablolu bağlantılarda ve bir firewire hub'da (ayrı olarak satılıyorlar) 4 oyunculu oyun imkanı sunuyor. küçük bir cesaret işi değil; nereden baksan 4 oyuncu, 4 konsol, 4 ekran, bir oyun!

tuşlar, fareler ve dahası

televizyonun çözünürlüğünden kaynaklanan değer düşürücü öğeler olsa da, unreal tournament'ı nasıl oynarsanız oynayın, şaşırtıcı derecede pürüzsüz, kaliteli pc grafikleri bulacaksınız. preview versiyonundaki, parıltılı, yeşil biorifle damlalarından, üstün doku kalitesine kadar eksiksiz geçişler vardır ki, doğrusu kutlamaya değer ve programcılar tüm bu kaliteli görselliğin 30 kare/saniye hızında görünmesini umuyorlar. büyük patlamalar ve havada uçuşan hakaret dolu sözlerin hepsini içeren seslerin de pc'dekinden geri kalır yanı yok. her ne kadar preview versiyonundaki gamepad kontrolleri fonksiyonel olsa da, henüz kontrolleri ayarlama seçeneği geliştirilmemiş. infogrames'ın ut prodüktörü, matt powers: "kontrolleri ayarlamak ve en iyi hale getirmek için çok zaman harcıyoruz" diyor ve ekliyor; "hepimiz büyük konsol oyuncularıyız ve kolay kontrollerin önemini biliyoruz. hangi kontrol ayarını seçeceğimize karar vermek oldukça zor, fakat şu sözümüze inanın: unreal tournament 'da gamepad'i elinize alır almaz oynayabileceksiniz."

bazı oyuncular için kontroller hiç sorun olmayacak: ut, pc oyuncularının USB klavye ve mouse'larını destekliyor ve kendi silahlarıyla çarpışmalarına olanak tanıyor. etrafta gezinmekte ve doğru noktaya nişan almakta mouse kontrollerini kullanmak ve bunu basit ileri-geri, sağa-sola hareketlerde klavyedeki tuş kontrolleriyle desteklemek çok rahat. powers: "standart sony kontrolleriyle harika kontrollere ulaşmak daha önemli olsa da, klavye ve mouse'u destekelemek de bizim için önemli." diyor ve ekliyor; "playstation 2 oyuncularının hedef belirlemede, sony gameped'ini, klavye ve mouse'a tercih edecekleri beklentisi içindeyiz."

camdan dışarı atlamak

pc oyununun birçok elementi korunuyor (alternatif ateş ataklarıyla soğuk silahlar, vurduğunuz yere göre değişen hasar (kafadan vurduğunuzda, ayaktan vurmaya göre daha fazla zarar verirsiniz) ve ek olarak capture-the-flag, storm-the-base ile assault modları) ve bazı şeyler konsola göre uyarlanıyor. örneğin hud, burada görünenlerden farklı, yeni ve kolay okunabilir bir format sunuyor. çünkü, daha düşük bir çözünürlüğe sahip tv ekranı küçük dokulu sayıları ve harfleri okunaksız biçimde ekrana yansıtır, bu iyi bir değişiklik.

unreal tournament'ın preview versiyonu, özellikle 9 ayda geliştirilmiş bir oyun için aşırı derecede etkileyiciydi. pc oyununun konsol sistemine bu kadar başarılı geçişine rağmen (birkaç yeni deathmatch bölümünü saymıyoruz bile), oyunun pc versiyonuna sahip oyuncuların, bir de konsol versiyonunu almak için bir sebebi olacak mı? powers itiraf ediyor: "dürüstçe söylemek gerekirse, bunu söylemek benim için çok zor olsa da, ben ps2 versiyonunda oynarken, pc versiyonunda oynarken aldığımdan daha fazla zevk alıyorum. özellikle split-screen'le kanepende oturarak sadece ut oynayıp saatler geçirebiliyorum. evdekileri televizyonun başında oturmuş, bu oyunu oynarken bağıra çağıra konuşurlarken ve müthiş iyi vakit geçirirlerken görebiliyorum." oyuncular da, bu kasım ortalarında, oyun piyasaya çıktığında, televizyonun başına toplanıp, bağıra çağıra konuşurken iyi vakit geçirme şansına sahip olacaklar.

dan elektro
gamepro dergisi - kasım 2000 - no: 13 - issn: 1302-5651 yaysat no: 2000011
sayfa 26 - 27

https://www.arsivsozluk.com/d/13
Devamını okuyayım...
disco
0

toy story 2

sinecafe dergisinin nisan 2000'de yayımlanan ilk sayısında hakkında eleştiri yazılmıştır.

animasyon dünyasında büyük başarı yaratan toy story 2, disney'in aynı kategorideki aslan kral, Alaaddin gibi filmlerini geride bırakarak Amerika'da gösterime girdiği ilk hafta 80 milyon dolar, dört hafta içinde de 150 milyon dolar hasılat yaptı.

disney ve pixar şirketlerinin ortak yapımı toy story 2, orijinal filmin kaldığı yerden devam ediyor. bu kez mevsimlerden yaz, woody bir kovboy kampına gönderili. burada bir oyun odasında bozulan woody yanında tamir edilmeyi bekleyen kırık bir penguenle tozlu raflarda kaderine terkedilir. woody'nin pengueni kötü kişilere satılmaktan kurtarma çabaları ile başlayan macerası zalim oyuncakçı al'in eline düşmesi ve geçmişi ile ilgili bazı gerçekleri öğrenmesiyle devam eder.

bu sırada buzz ve arkadaşları da boş durmaz, woody'i andy'nin odasına geri göndermek için oyuncakçının yolunu tutarlar. burada onları sorun çıkarmak için bekleyen tur rehberi barby ve bir raf dolusu buzz light beklemektedir. zaten filmin büyük bir bölümü buzz'ın köklerini reddetmesi ve oyuncakların bozulup kırıldıkları zaman kendilerini bekleyen acı sonu farketmeleri üzerine kurulu.

ilk filmin başarısı üzerine daha önce gönüllü olmayan barbie bebeklerin üretici firması, yeni filmde efsane sarışınların rol almasına izin verdi. böylece toy story 2'de woody'i kurtarma operasyonuna barbie'ler de katılıyor.

geçtiğimiz yıl gösterime giren ve büyük ilgi toplayan a bug's life filminden de sevimli bir konuk oyuncu var; alman aksanı ile konuşan tırtılı, kötü kalpli oyuncakçı al'in dükkanında yaprak yerken görüyoruz.

filmin yönetmeni john lasseter ilk filminden farklı olarak bu kez oyuncakların ömrünün ne kadar kısa olduğuna değinmek istemiş. bu yüzden karakterlerin iç dünyalarını daha iyi yansıtmış. filmdeki birkaç şarkı da toy story 2'yi daha eğlenceli bir hale getirmiş.

sürpriz final

woody'nin geçmişinden eski dostları kovboy kız jessie, stinky pete ve sevimli tay bullseye bu devam filminin yeni kahramanları.

filmde buzz'ın azılı düşmanı imparator zurg'la mücadelesinden al'ın oyuncak çiftliğindeki raflara kadar her şey dört dörtlük. woody'nin tozlu raflara atılması ve kırık penguen ise filmin dokunaklı sahneleri.

toy story 2'yi belki de bu kadar başarılı yapan harcanan büyük çaba ve karakterlerin ruh halinin seyirciye çok iyi aktarılması. yönetmen lasseter ve Brannon birçok yenilik ve espri de ekleyerek, sürprizlerle dolu şaşırtıcı bir finalle filmi noktalıyorlar.

toy story 2'de, space odyssey 2001, Star Wars ve jurassic park'a dikkatli izleyicinin gözünden kaçmayacak göndermeler yapılıyor.

filmde, kovboy woody'ye ünlü aktör tom hanks, jessie'e Joan cusack, oyuncakçı al'a Wayne knight sesleri ile hayat veriyor. belki toy story 2 baba 2'nin en iyi devam filmi olarak tahtını sarsmayacak ama hayranlık ve şaşkınlıkla izleyeciğiniz bir animasyon klasiği olarak hatırlanacak.

keşke her devam filmi böyle olsa...

oyuncaklar geri döndü

1996'da bir kovboy bir astronot ve bir bilgisayar bir araya gelerek alışageldiğimiz çocuk filmlerini altüst edip küçüklerin dünyasına yeni bir renk getirdiler. dört yıl sonra teknolojinin en son olanakları ile çekilen devam filmi toy story 2'yi yönetmeni john lasseter'in ağzından dinleyelim.

esin kaynağı

oyuncakları seviyorum, büromda eski bir oyuncak koleksiyonum var. baştan aşağı her yer oyuncak. çocuklarım beni ziyarete geldiğinde onlarla oynuyorlar ama kıracaklar diye ödüm patlıyor. eskiden çok sinirlenirdim sonra düşününce farkına vardım ki, bir oyuncak pahalı ve antika olsa bile süs diye rafta durmak zorunda değil. oyuncaklar oynanmak içindir. eğer woody ender rastlanan antika bir oyuncak olsaydı ve bir oyuncak koleksiyoncusu tarafından bulunsaydı işte bu güzel bir hikaye olurdu.

her yere hareket

bu kez hikayeyi canlandırmak için filme daha çok hareket katmayı denedik. üç boyutlu bir animasyonla karşı karşıya olduğumuz için kameranın duruşu ve açıları bizim için çok önemliydi. sanırım gerçekten dinamik bir film yaratmayı başardık.

astımlı penguen

birinci filmin başlarında astımlı alık bir karakter yaratmıştık. penguenler her zaman komik ve acınası karakterler olduklarından biz de wheezy'yi yarattık. ama daha sonra olaylar başka türlü gelişince onu kullanmaktan vazgeçtik. bu filmde bol bol toz yutan bir karakterimiz vardı ve hepimizin aklına wheezy geldi.

jessie rol kesiyor!

toy story 2'nin hazırlığına başladığımızda hepimiz filmde güçlü bir kadın karakterin yer almasını istiyorduk. ve ortaya jessie çıktı. o, bir yandan enerjik ve canlı olması gerekirken diğer yandan duygusal olmalıydı. jessie ile hepimiz gurur duyuyoruz. onu hayata geçirmek çok eğlenceliydi. gerçekten çok iyi rol yapıyor!

eski köpeğe yeni imaj

köpek scud birinci filmde kısa tüylüyken bilgisayar hilesi ile bu filmde onu tüylerini uzatmaya karar verdik. bu teknoloji yeni olduğu için bu hileyi kullanmak istedik.

sinecafe dergisi - nisan 2000 - sayı:1
sayfa: 64-65-66-67-68
Devamını okuyayım...
disco
0

arşiv sözlük

buraya manifesto gelecek. :)
arsivsozluk
0

red alert

zeplin dergisi mart 1997 tarihli 23. sayısında, oğuz kanca tarafından hakkında yazı yazılmış oyundur.

sizi sarsacak, gece gündüz başında esir edecek, rüyanıza bile girecek bir oyunun tanıtımı ve açıklamasıyla karşınızdayız.

evet! aylardır bilgisayarcılara, oyunculara ve daha birçok kişiye sorup da haber alamadığım oyun karşımda. rüya değil! zaten bu kadar güzel bir oyun rüyada bile görülmez.

(bkz: dune ii) ile başlayan serinin bu hale geleceği svga olacağı kimin aklına gelebilirdi ki? westwood yine kendini zorladı ve kendinden bekleneni verdi. oyunun konusuyla oyunun tanıtımına başlamadan önce size "merhaba" diyorum. (heyecanım yüzünden unutmuşum). oyun bilim adamı -suratı görülmese de bence einstein- ve asistanının- suratı görülse de kim olduğunu bilmiyorum- zaman yolculuğu yaparak hitler'i zaman çizgisi dışında atmalarıyla başlıyor. hitler ii. dünya savaşını başlatmayınca rusya çok güçlenir ve stalin önderliğinde dünya devleti kurmak için savaşmaya başlar. bu amaca karşı koymak isteyen devletlerde allied forces'ı oluşturunca dünya allied sovyet çatışmasına sahne olur.

tarafınızı seçip oyun başlamadan önce oyunun dos ve win 95 edisyonu olduğunu söyleyeyim. dos sürümü windows sürümünün yanında çok sönük kalıyor. çünkü dos sürümü svga olmuyor. windows sürümünü oynayınca svga farkı görülüyor.

oyunda hangi tarafı seçerseniz o tarafın güvenilmez generali olarak oynamaya başlıyorsunuz. oyunda tam bir nod veya tam bir gdi yok. yani ünite tipleri karıştırılmış. red alert c&c'ye benziyor; fakat kesinlikle bir mission disk değil (sovyet'in son demosunda bu konuda sürprizler var). güç dengesi çok iyi ayarlanmış. sovyet yerde ve havada çok güçlü ama denizde çok etkin değil. ayrıca rocket soldier yapamıyor. hava saldırılarına yenik düşebiliyor. yer saldırıları ise tesla coil aktif olduğu sürece söz konusu bile değil. allied forces ise denizde çok güçlü. ayrıca hava saldırılarına karşı daha güvende. onların zayıflığı yer saldırılarına karşı.

oyunun başlangıcına yenilik olarak zorluk derecesi ayarı konmuş. tavsiyem normal seviyeden başlamanız. oyunun zorluk derecesine göre size gelecek olan destek güçlerinin ne kadar zamanda gelecekleri, ünite ve bina yapma ücretleri, ore truck'ın getirdiği kredi miktarı ve başlangıç krediniz ayarlanır. oyunda adı değişmiş üniteler ve binalar çok fazla.

ayrıca engineer'ın rolüne rol eklenmiş:

- eğer tamamen sağlam bir düşman binasına sokarsanız çok büyük hasar verir.
- eğer enerji çizgisinin rengi kırmızı olan bir düşman binasına sokarsanız binayı ele geçirir.
- enerjisi ne kadar düşük olursa olsun herhangi bir binanıza sokarsanız (engineer'ı seçip kötü durumdaki binanın üstüne gelince imleç sarı bir ingiliz anahtarı halini alır) enerjiyi en iyi duruma getirir.

yeni binalar

sovyet
- sub pen: sadece denizaltı ve transport yapmaya yarar. tamamen denize kurulur. karayla bağlantısı olmayabilir; fakat kurabilmek için denize yakın bir bina olmalıdır.
- airfield: red alert'ta sovyetler de ağır silahlarını war factory'de yaptıkları için airfield'in c&c'dan çok daha değişik bir rolü var: daha sonra açıklayacağım hava ünitelerine yuva olmak. ayrıca c&c'daki air strike'a benzer saldırılar yapmak.
- helipad: c&c'de de vardı; fakat nod yapamıyordu. şimdi sovyet de yapabiliyor.
- tech center: dune ii'den günümüze gelmiş, fakat görevi biraz farklı.
- iron curtain: bu buluş ünitelerinize invulnerability adlı bir özellik sağlıyor. böylece bir süre için ünite vurulmuyor, ne kadar ve ne güçte ateş edilirse edilsin enerjisi azalmıyor.
- flame tower: askerlere karşı çok etkili fakat tanklara yenilmeye mahkum. alev makinalı bir savunma kulesi.
- kennel: insanların (allies dışında) en büyük dostu olan köpekleri üretiyor.
- missile site: atom bombası atar. siz sovyet generaliyken yapamazsınız, allied generaliyken sovyetler size karşı kullanır. (adaletin bu mu dünya?)
- forward commant post: burada soviyet generalleri bulunur. siz yapamazsınız faka, computer yapabilir. sanırım atom bombası buradan idare ediliyor. allied'ın bazı bölümlerde burayı ele geçirmeniz isteniyor.

allied
- aa gun: uçaksavar. sam site yapamayan allied bunları kullanıyor.
- tech center: bu tech center'ın farkı uydu yapıp yollaması. ilk kurduğunuzda otomatik olarak bir uydu yapmaya başlar ve bir süre sonra bütün haritayı görebilirsiniz. tech center yıkılırsa harita birliklerin gördüğü yerler dışında kararır. yeni bir tech center yapılınca ise yeniden uydu atılışını beklersiniz.
- naval yard: gun boat, destroyer, cruiser ve transport yapar.
- gap generator: sinir olduğum bir şey... allied forces'la bitirirken yapamadım sovyet'le bitirirken allied bunu yapabiliyordu. tam bir problem. yapıldığı yerin belli bir alanını düşman için görülmez kılar. o alanda askeriniz yoksa tamamen karanlık görünür.
- chronosphere: ışınlayabilirsiniz mr. spock. ışınlamaya yarar. oyunun senaryosunda allied'sanız elde tutmaya, sovyet'seniz ele geçirmeye çalıştığınız einstein'ın teknoloji harikası. ışınlanan ünite bir süre sonra ışınlandığı yere geri gelir. ayrıca apc'yi içinde asker varken ışınlarsanız askerler yok olur.

hava üniteleri

sovyet
- yak attack plane: çok güçlü silahlara sahip değil ama düşman askerlerini öldürmek için birebir.
- mig attack plane: yak'tan güçlü bombardıman uçağıdır.
- hind: rusların tanınmış helikopteri. taramalılarıyla rakibe zorluk çıkartıyor.
- parabomb: parasız servislerden biri. bir uçak gelir ve bir sürü paraşütlü bomba bırakır. c&c'un air strike'ından çok daha güçsüz.
- paratroopers: paraşütlü rifle soldier'larla indirme yapıyorsunuz. doğru yere yapılırsa çok işe yarıyor. ücretsiz servis.
- spy plane: seçtiğiniz ufak bir alanı görmenizi sağlıyor. bu da ücretsiz.

allied:
- longbow: orca'nın akrabası... güzel helikopter. beş altı tanesi az asar görerek bir sam site yıkabilir.

deniz üniteleri

sovyet:
- submarine: denizaltı. etkili ama çok değil.

allied:
- gun boat: c&c benzeri. çok etkili değil.
- destroyer: gun boat'tan daha güçlü. ayrıca havaya da ateş edebiliyor.
- cruiser: inanılmaz bir silah. menzili çok yüksek. düşman binaları yerle bir ediyor. tek atışta power station yıkabiliyor. isabet yüzdesi biraz düşük. tek zayıflığı hava ünitelerini vuramıyor ama hiçbir hava ünitesi onu batıracak kadar güçlü değil.
- transport: iki taraf da yapabilir. üniteleri kıyıdan kıyıya taşımaya yarar.

yer üniteleri

sovyet:
- v2 roket dune ii'nin roket launcher'ının isabet yüzdesi çok yüksek olanı. bir atışıyla ortalığı toz duman eder. çok yavaş dolan bir roket atar.

allied:

- mobile gap generator: radar bozan kamyon. siz allied'ken yapamazsınız düşman allied'ken yapar... (bana ne ya... oyun mızıkıyo ya!)
- mine layer: mayın aracı. içi boşalınca service depot'ya götürüp satabilirsiniz.

ayrıca allied forces'ın medium tank, light tank, artillery, ranger, apc gibi sovyet forces'ınsa heavy tank, mamouth tank gibi c&c'dan kalma üniteleri var. bunları sonra açıklayacağım.

askerler

sovyet
- attack dog: sovyet'in spy'a karşı tek önlemi. çabuk ölür fakat öldürülmezse askerleri afiyetle yer.

allied
- medic: sağlık ekibidir. askerleri iyileştirir.
- thief: düşman silo'larına girer para kazandırır.
- spy: bu birlikte etrafı görmenizi ve bir binaya girerse üretimini öğrenmenizi sağlar. köpekler dışında kimse onu görmez.

c&c oynamamışlar için

binalar:
- construction yard: en değerli binanız. kaybederseniz bir daha yapma şansınız olmayan tek bina. her türlü bina buradan üretilir. satınca en fazla parayı getirir ama satmanızı bölüm sonuna doğru bile olsa tavsiye etmem.
- power station: elektrik üretmeye yarar. base'e yeterli elektrik gitmezse sovyet'seniz tesla coil deaktive olur, üretim yavaşlar, radar dome durur. allied'sanız aa gun deaktive olur, üretim yavaşlar, radar durur. (uydunuz varsa durmaz)
- advanced power station: power station'dan daha fazla elektrik üretir. daha büyük ve pahalıdır.
- ore rafinery: bu bina sizin para kazanmanızı sağlayan binadır. bunun için construction yard kadar önemlidir. eğer bir düşman saldırısında bu binayı kaybederseniz ve diğer binaları satarak yeniden yapımı için gerekli krediyi sağlayamazsanız (ve thief'iniz yoksa) yenilginiz neredeyse kaçınılmazdır. her ore rafinery kendi ore truck'ıyla gelir. diğer ore truck'ları da kabul eder tabii.
- barracks: asker üretim merkezi. buradan askerleriniz çıkar.
- war factory: bütün meknize birlikler -ore truck dahil, helikopter ve uçaklar hariç- burada üretilir.
- tesla coil: allied'ın kabusu olabiliyor. tesla coil elektrik dalgası atarak çalışır. bir atışıyla bir tankı yarı can edebilir, bir askeri öldürebilir, bir binanın canına okuyabilir.
- sam missile site: helikopterlere ve uçaklara füze atan etkili bir savunma binası.
- pill box: askerlere karşı, tanklara karşı olduğundan çok daha etkili olan taramalı silahlara sahip savunma siperi. camo pill box ise daha iyi saklanmıştır.
- service depot: ünitelerinizi tamir eder. ayrıca ünitelerinizi ancak buradan satabilirsiniz.

üniteler

- light tank: enerjisi ve atış gücü fazla olmayan tank türüdür. birkaç tanesi büyük işler yapabilir.
- medium tank: zırhı oldukça güçlüdür. atışı ise yeterince zarar verir. light tank'tan daha pahalı.
- artillery: hareket kabiliyeti fena olmayan bu topçu birliği bir atışıyla askerleri öldürebilir ama zırhı çok güçsüzdür. birkaç tank eşliğiyle büyük ataklar gerçekleştirebilir. atış gücü çok yüksektir.
- ranger: taramalı tüfeklerle silahlanmış bu jip askerlere karşı tanklardan daha etkili. son bölümlerde ranger'a neredeyse hiç ihtiyacınız kalmıyor.
- apc: insan taşımaya yarayan bu aracın en büyük özelliği çok hızlı olması. ama tabii ki atış gücü fazla değil ve zırhı zayıf sayılabilir. sovyet'te oynuyorken yokluğunu çekiyorsunuz.
- heavy tank: mamouth tank'tan sonra en güçlü tanktır. zırhı kuvvetli, atışı güçlüdür. manevra kabiliyetinin düşük olması ise dezavantajı.
- mamaouth tank: işte bu oyunun en güçlü tankı. hem sağlam, hem öldürücü, hem de yeterince hızlı. hava ünitelerine de ateş edebilen tek tank. kendi kendini tamir etme özelliğine sahip ama ancak enerjisinin yarısını tekrar kazanana kadar tamir ediyor.
- ore truck: ore toplama aracı. o da mamaouth tank gibi kendisini tamir edebiliyor. fazla hızlı değil ve hiç silahı yok.

askerler
- grander: c&c'den gelen ele bombalı asker. (sovyet)
- flame thrower infantery: alev makinalı asker. (sovyet)
- roket soldier: c&c'den bazukalı asker. (allied)
- tanya: güzel kadın ama biraz vahşi. askerleri bir atışta öldürür, binaları bir emirle havaya uçurur. c&c'un gdi commando'sunun dişi sürümü. ama ilk demoda söylendiğine göre gönüllü asker (allied)
- rifle soldier: c&c'den taramalı tüfekli asker. (sovyet & allied)
- engineer: yapabilirliğinden daha önce söz ettiğimiz mühendis. (sovyet & allied)

çabuk emirler
- ctrl + (1...4): birlik seçimi. istediğiniz kadar birliğe bir anda geri dönebilirsiniz.
- ctrl+ (f9...f12): bir yeri seçin. ctrl ve f9...f12'den birine basın. örnek: ctrl + f9 herhangi bier yerde tekrar f9'a basınca seçili yeri görürsünüz.
- f: bir takımı seçip bu tuşa bastığınızda sonraki emirlerinizde o andaki dizilimleriyle hareket ederler.
- g: gard moduna sokar. bu şekilde seçilen birlikler çevredeki düşman birliklerine saldırırlar.
- ctrl + sol fare tuşu: kendi binanızı yıkmanız gerektiğinde bir ünite seçip bu tuşlara basarsanız seçtiğiniz ünite oraya ateş eder.
- alt + sol fare tuşu: tank askerler ateş ediyorken tankı seçip imleç askerlerin üzerindeyken alt ve sol fare tuşuna basarsanız tank askerleri ezmeye çalışır.
- x: tank askerlerinizi ezmeye çalışıyorsa veya askerleriniz bir alandan kaçmalıysa askerleri seçip x'e basın. askerleriniz dağılırlar.
- s: seçili üniteyi durdurma sağlar.
- ctrl + alt + sol fare tuşu: herhangi bir üniteye eşlik edip onu korumamızı sağlar.
- h: construction yard'ı görmenizi sağlar.
- e: bütün üniteleri seçmenizi sağlar.
- home: üniteyi ekranın ortasına alır.
- n: bir sonraki üniteyi sırayı geçirir.

İpuçları
- construction yard'ları yok etmekten çok ele geçirmeye çalışın.
- unutmayın ki düşmana yakın bir yerde ele geçiridiğiniz herhangi bir bina oraya başka binalar kurabilmenizi sağlar. örnek: allied base'inde sovyet tesla coil'i. tarif: tesla coil yapılır fakat yerleştirilmez. allied'a yapılan bir saldırıda arkadan dolaşan engineer'lar bir power station ele geçirir. yanına önceden yaptığımız tesla coil'i de kurduğunuzda servise hazır (ayrıca tesla coil veya turret gibi silahlı binalar düşman binalara da ateş edebilir)
- bir yeri ele geçirip yanına elinizde daha önceden olan bir üretim binası kurarsanız yeni yapılan ünitelerin bu binadan çıkmasını sağlamak için bu binayı primary seçin. bunun için binayı seçin ve üzerine tıklayın.
- bir yeri ele geçirmeden önce orayı hırpalayın (engineer'ları hasar vermek için kullanmayın).
- tesla coil'e olan saldırıları (direkt tesla coil'e değil power station'lara yapmanızı tavsiye ederim) havadan yapın. ayrıca sam missile site ya da aa gun yıkmadan önce construction yard'ı ele geçirin veya yıkın. yoksa düşen ya da yaralanan hava ünitelerinizin boşu boşuna harcandığını computer aynı yere aynı binayı tekrar kurarken fark edersiniz.
- sık save edin, az üzülün.
- denize çok yakın değilseniz yaklaşmak için silo kurun (elektrikli tel yok).
- allied'da kosigin'i kurtarmanız gerekirken bölümde onu kurtarmak için apc yollayın, yoksa köpekler, kosigin köpeklere yem olur (denenmiştir).
- allied'ın atom bombalarını yok etmesi gereken bölümünde (binanın içinde) önce spy'ı aşağı doğru yollayın. aşağıda tankların olduğu yeri tam olarak görünce tanya gelecektir.
- bina içi görevlerinde askerlerinize uzun mesafeye gitme emri vermeyin; yoksa herhangi bir üniteyle, özellikle de köpeklerle, karşılaşınca ateş etmezler. ateş etmeleri için tekrar atış emri vermelisiniz. ayrıca savaş olduğunda kesinlikle engineer'ları saklayın ve medic'leri kullanın.
- allied'ın on ikinci bölümünde sovyet'in sol base'inin yanındaki su birikintisine naval yard kurun ve cruiser yapın. soldaki üssün nasıl yok olduğunu seyredin.
- aynı bölümde sağdaki üsse cruiser'la saldırmayın. "mission failed" denildiğinde cruiser'ın tech center'a kendi kendine ateş edip yıktığını acı bir şekilde fark edersiniz.
- sovyet'in son bölümünde ekranın solunda ufak bir base var orayı ele geçirin. gerisi kolay.
- rusların atom bombası rampalarını çabuk yok etmezseniz bir süre sonra ekran beyazlaşır. base'e döndüğünüzde base'in yarı yarıya yıkıldığını görürsünüz.
- son olarak rus bayan generalin elinden asla çay içmeyin. (dost tavsiyesi).

ses efektlerine gelince gördüğüm çoğu oyundan çok daha iyi. ingilizce aksanlarını duyunca şok oldum. her türlü detay düşünülmüş. oyun müzikleri muhteşem. bundan başka çok orijinal görevler de düşünülmüş. bazı bölümlerde de zamana karşı yarışıyorsunuz ve bazılarında ise bina içinde oynuyorsunuz.

ayrıca fransa'da are you ready for (more?) alert adlı (adından emin değilim) yeni mission'lar ve mission editor içeren bir cd çıkmış. istanbul'a da yakında gelecektir umarım.

bu arada ufuk bu ay elde olmayan sebeplerden dolayı yazamıyor (ha ha ha!). özürleri duyurulur.

bu oyunun pentium 100 24 mb'ta oynamama rağmen müzik değişimlerinde arasıra takıldı umarım sizde olmaz.

son olarak bu oyunu almazsanız hayatınız boyunca pişmanlık duyarsınız, geceleri rüyanıza ak sakallı nur yüzlü askerler girer. hem sonra arkanızdan ağlar (abarttım galiba). ama her yönüyle mükemmel bir oyun istemiyorsanız (size bir psikolog numarası verebilirim) siz bilirsiniz. ayrıca red alert'ı iki tarafta da bitirmiş bir kişi olarak sorulara açığım. haydi askerler fare başına!

(bkz: oğuz kanca)
(bkz: zeplin dergisi) , yıl:2, sayı: 23 - mart 1997
sayfa: 8-9-10-11-12

https://www.arsivsozluk.com/d/41
Devamını okuyayım...
disco
0