çeşme

çeşme plajları öteden beri yalnız türkiye'nin değil, bütün ege denizinin müşterek tatil yerlerinden biridir. mesela yunanistandan, hele civardaki yunan adalarından her yaz büyük gruplar halinde çeşme plaj ve ılıcalarına turist gelir, bunların hemen hepsi her vakit indikleri yerlere inerler, hatta senelerce kaldıkları aynı odaları tutarlar.

çeşme, ege denizinde eşi az bulunan yerlerden biridir. denizinden, kumundan, efsanevi güzellik çamurundan başka, unutmayınız ki, çeşme koyunun içinde, yani denizde, 20-30 ayrı sıcak su kaynağı vardır. buradaki otellerde, denizden çıkanlar, türlü şifalı hassaları olan kaplıca suyu ile dolu banyolarda veya duşlarda vücutlarının tuzunu giderirler, yahut tepeden tırnağa kadar güzellik çamuruna bulanıp güneşte yatanlar daha sonra kendilerini denizin dalgaları arasına atarlar, tuzlu su içinde çamurlarını giderirler.

lunaparkından cambazhanesine, sinemasına, gazinolarına kadar çeşmede, plajların, ılıcaların, şifalı çamurların yanında bir de eğlence sitesi teşekkül etmiştir.

nasıl gidilir? çeşme, izmir'den sadece 90 kilometredir. yolun üçte ikisi son derecede güzeldir. öteki kısmı da hiç fena değildir. hususi arabalarla bir saat bir çeyrekte gitmek kabildir. izmirle çeşme arasında muntazam otobüs servisleri de vardır. otobüs adam başına 4 liradır, beş kişilik dolmuşlarda bir kişinin ücreti 10-15 lira arasında değişmektedir.

oteller: çeşme otel bakımından talihlidir. buradaki türkiye'nin en eski otellerinden olan rasim palas tipik bir akdeniz plaj otelidir. büyük tahta bina 1909 yılında hususi planlar getirilerek ve tamamen bir otel olarak inşa edilmiştir. yüksek tavanları, geniş tahta merdivenleri ile göze çarpar. eski usül, fakat konforlu yemek salonunda (izmir suikastından sonra) atatürk haftalar geçirmiştir. üç öğün yemeği ile birlikte bir kişinin ücreti 37 buçuk liradır. otelden doğrudan doğruya denize girmek kabildir. mermer banyolarında kaplıca suyu vardır. yine sahilde, yeni istanbul otel - pansiyonu vardır. bir kişi için 25 liradır.

ayrıca, çeşmenin kuruluşunda büyük rol oynaayn karabinaların iki oteli bulunmaktadır. bunlar yemeksizdir. iki kişilik odalar 16, yani insan başına 8 liradır.

yakın zamana kadar otellerin çeşmede sürüler halinde binek eşekleri varmış. misafirler civarı bunlarla dolaşırmış. şimdi otellerin operet sahnelerindeki, yahut kovboy filmlerindeki arabaları andıran vasıtaları var.

ayrıca sahilde 300'den fazla, en modern mimari ile yapılmış yeni köşkler göze çarpmaktadır.

tarihi: toprak altından çıkan eski eserlerden, minimini göz yaşı testilerinden anlaşıldığına göre çeşme asırlardan beri bir eğlence ve şifa şehri olarak kullanılmıştır. fakat sonraları ihmale uğramıştır. bundan 35 sene önce çocuk denilecek yaşta idealist bir çeşmeli öğretmen, bay mehmet aldemir, mektep saatlerinden sonra civardaki tepelerden birine çakar; çeşmeye uzun uzun bakar ve burada kurulacak bir şehir tahayyül edermiş... gel zaman git zaman, hele izmir suikastini takib eden günlerde atatürk çeşmeye adeta yerleşince, genç öğretmen rüyasının tahakkuku uğrunda her şeyi göze almış. hatta bunun için plaj kenarındaki bazı dağları bile dinamitle uçurmuş. bugün artık aldemirin rüyası bir hakikat olmuştur. ılıcaların tarihi, plajlarından tarihinden çok daha eskidir. mesela buraya vaktiyle mısırlı tosun paşayı sedyeyle getirmişler, dört ay sonra tosun paşa, mısıra yürüyerek dönmüş. fakat ılıcalara bir "tosun paşa camii" bir de "tosun paşa çeşmesi" yaptırtmayı ihmal etmemiş.

görülecek yerleri: yedi membalı ılıcalardan başka, güzellik çamuru membaı; tarihi çeşme kalesi; mandalina, portakal, limon bahçeleri... bu bahçelerden bazılarında mesela kan mandalinası dahi yetiştirilmektedir. bahçelerdeki bazı kuyularda kırmızı balıklar bulunmaktadır. sabahları sissiz, ve pussuz havalarda çeşmenin tam karşısında, yunanlıların sakız adasındaki evler, vapurlar görünür.

muayyen günlerde çeşmeden müşterek pasaportla, gruplar halinde motorlarla sakıza gitmek kabildir. böyle gezintiler sık sık yapılır. adalılar, çeşmeden gelenlere pek ikram ederler.

netekim sakızdan da her zaman için yine müşterek pasaportla çeşmeye gelenler, bilhassa cumartesiyi ve pazarı bizde geçirip tekrar adaya dönenler çoktur. agamemnon ve fatma kuyusu görülecek yerler arasındadır.

hususiyetleri: aynı zamanda dünyanın en güzel anasonunu yetiştiren çeşmede tarlalar arasından geçerken rüzgar misk gibi anason kokar. balığı boldur. fakat bilhassa fıstık ve sakız reçeli meşhurdur. fıstık reçelinin rengi yeşil, sakızdan yapılanınki ise bembeyazdır.

hayat dergisi - 31 temmuz 1959 - sayı:31
sayfa: 10-11

https://www.arsivsozluk.com/d/21
https://www.arsivsozluk.com/r/22/+
https://www.arsivsozluk.com/r/23/+
https://www.arsivsozluk.com/r/24/+
https://www.arsivsozluk.com/r/25/+
Devamını okuyayım...
disco
0

ultima ix: ascension

Kendinizi Britanya’nın zengin fantezi dünyasına kaptırın mottosu ile aral ithalat tarafından reklamı yapılan oyun.

https://www.arsivsozluk.com/r/1/+
disco
0

monty python

kasım 2005 tarihinde yayımlanan cnbc-e dergisinde, kutlukhan kutlu tarafından aşağıdaki yazı yazılmıştır.

bir monty python gerçeği: "biz sizi güldürmeyi biliriz"

Monty Python rezil olmamak için her şeyi yapabilecek İngiliz mizacından yola çıkarak, saçma, arsız, incelikli ve sivri dilli mizahıyla 1970 ve 1980'lerin gözde komedi kumpanyasıydı. Python'ların televizyondan sinemaya ve hatta sahneye uzanan komedi yolculuğu, bugün bile büyük ilgi görüyor.

1960'lı yılların sonunda ingiliz televizyonlarında, tuhaf isimli bir ekibin yaptığı bir komedi programı başladı; Monty Python's Flying Circus. Söz konusu ekip, yani Monty Python, kamera önünde John Cleese, Eric Idle, Michael Palin, Terry Jones ve Graham Chapman'dan oluşuyordu. Kamera önüne nadiren çıkan bir isimse, ara animasyonları yapan Terry Gilliam idi (evet, daha sonra Brazil, Fisher King ve Twelve Monkeys gibi filmleri çeken Terry Gilliam). Monty Python üyeleri Flying Circus'tan önce çeşitli kombinas- yonlarda I'm Sorry 1'11 Read That Again / Özür Dilerim, Tekrar Okuyorum (radyo) ve The Frost Report / Frost Raporu ve We Have Ways of Making You Laugh / Biz Sizi Güldürmeyi Biliriz gibi programlarda birlikte çalışmışlardı. Ve içlerinde belli yazma grupları vardı. John Cleese ile Michael Chapman bir ikiliydi, Terry Jones ile Michael Palin diğer bir ikili, Eric Idle ise kendi başına yazıyordu. Monty Python's Hying Circus'ın hemen başlarından itibaren görüleceği üzere, bu komedi kumpanyasının son derece geniş bir mizah paleti vardı: sivri dilli hicivden katıksız saçmalığa, ince esprilerden arsız, dolambaçsız ve apaçık kaba mizaha varıncaya kadar, komedinin her bir köşesini ziyaret ediyorlardı. John Cleese'in Saçma Yürüyüşler Bakanlığı'nda upuzun bacakları ve bir fırtınanın bile altüst edemeyeceği o ciddi ifadesi ile sergilediği fiziksel komedi; Python işi alternatif tarihin en talihsiz icadı olan Truva Tavşanı; uygulamalı cinsellik dersleri... Yine de Python'ın genel tavrıyla, üyelerinin oyunculuğuyla, tonlamalarıyla, mizahının incelikleriyle ilgili bir şeyler, onlara en popüler oldukları zamanlarda bir tür kült hüviyeti veriyordu; hayranları işlerini delicesine seviyor; birbirlerine tamamen zıt mizahi üslupları kullandıkları skeçlerine bile çok gülüyorlardı. 70'lerin ortasında Monty Python, Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri'nin Kutsal Kase'yi arayışının tam anlamıyla Python-esk uyarlaması olan Monty Python and the Holy Grail ile sinemaya adım attı (tabii bir de 1971 tarihli And Now for Something Completely Different vardı ama o, Flying Circus skeçlerinin bazılarının derlemesinden ve yeniden çekiminden oluşuyordu). Bu en absürd Python filminin ardından, 79'da, bir dini öykü parodisi olan The Life of Brian geldi. Üçlünün son sinema filmi ise, belli bir konu ("hayatın anlamı") etrafında kümelenmiş skeçlerden oluşan The Meaning of Life oldu.

Monty Python and the Holy Grail'in başında, Kral Arthur elini önündeki boşluğa doğru uzatmış halde sallar, at üzerinde gidiyormuş numarası yaparken, hemen arkasında hizmetkârı duruma biraz işitsel gerçeklik karmak için iki hindistan cevizi kabuğunu birbirine vurur. Doğrusu pek ümitsiz bir illüzyondur bu. Fakat Kral Arp hur bu sakil vaziyetin yüzündeki mağrur ifadeyi bozmasına katiyyen izin vermez. Zaten çok geçmeden İngiliz komedi kumpanyası Monty Python'ın asıl meselesinin doğrudan bu resmin sunduğu görsel komedi değil, resimde ayan beyan ortada olan sakilliği ve çılgınlığı görmezden gelme, soğukkanlılıkla reddetme üzerine kurulu mizah olduğu anlaşılır. Tamamen İngiliz davranışı üzerine bir mizahtır bu. İngilizlerin rezil olmamak için en zor durumda bile bozuntuya vermeme, görüntüyü kurtarmaya çalışma eğilimi üzerine kurulu bir mizah. Nitekim az sonra bu illüzyona cepheden saldırıya geçen askerden başlayarak filmin sonuna kadar, Arthur'un asıl büyük serüveninin kutsal kaseyi bulmak değil, onu ararken doğru görüntüyü vermek olduğu tekrar tekrar belli olur. Arthur ve şövalyeleri de Monty Python mizahının sunduğu bin bir türlü çılgınlığın ortasında imajı korumaya çalışacak, bu maceranın aslında son derece absürd, içinde yer alanların ise tamamen aklını yitirmiş olduğu gerçeğini, inatla tablonun kuytu köşelerine süpüreceklerdir.

ilk film

monty python'ın ilk sinema filmi holy grail'de, kral arthur'un o çok iyi bilinen öyküsü her tür absürd durumla ve pür çağrışım sonucu ansızın patlak vererek uzayıp giden, bitmek bilmeyen tuhaf diyaloglarla delik deşik olur. Adeta Python, bir tür "saçmalık illeti"nden mustariptir... Saçmayla sıradanı çeşitli şekillerde karıştırarak, pek başarıyla takındıkları o sakin ifadeyi sarsacak, sükunet ve kontrolden oluşan o yüzeyi çatlatacak dengesizlikler yaratırlar. Bazen son derece sıradan bir Şeye hayli saçma açılımlar getirir, tuhaf bir bilinç akışına kapılıp adeta gerçeküstü yerlere sürüklenirler... Dahası çıkış noktalarını oluşturan sıradanlık, normallik, yani o bize aşina gelen unsur herhangi bir şey olabilir: Bütün bir öykü, sıkça görülen bir olay, bir durum, bir anlatım şekli; hatta bir an, bir his, bir vurgulama. Örneğin ünlü skeçlerinden Nasıl görünülmez'in gerçeklikle ilişkisi tamamen bir sunum şeklinden ibarettir: açık arazide saklanma teknikleri öğretmeye yönelik bir programmış gibi görünen skeç, bu işi beceremeyen konu mankenlerini giderek daha şiddetli yöntemler kullanarak ortadan kaldırır (vurur, havaya uçurur). Birkaç örnek sonra, işin saklanma tekniğinin başarısıyla falan ilgisi kalmamıştır; skeç artık, anlatıcının "her şeyi gören" konumundan aldığı hazla giderek zıvanadan çıktığı bir tür sadist nöbetin resmidir. Bir başka skeçlerinde, müşterinin bozuk çıkan malını geri getirmesi ve sancının malda bir sorun olduğunu inkar etmesi gibi gündelik bir konuyu ele alırlar; yalnız, söz konusu malın bir canlı, kusurunsa ölüm olması gibi satıcının direnişini epey güçleştirecek bir durum söz konusudur. Müşterisi, kendisine kakalanmış kaskatı papağanı elinde sallayarak onun ölü olduğunu anlatmak için her türlü tanımlamadan faydalanırken, satıcının yüzündeki o taviz vermez ifadeyle inkar kapasitesinin doruklannda gezindiği bu ünlü skeç, Monty Python'ın anlamsızlık derecesine varan inkârdan mizah üretişinin iyi bir örneğidir. Satıcının haklıymış ve bu konuda kendinden eminmiş görünümünün kof olduğunu biz de biliriz, müşteri de bilir, aslında kendi de bilir, ama sanki takındığı imaj artık kendi başına bir hayata sahiptir ve papağanın aksine, ölmeyi reddetmektedir.

python'dan gündelik yorum

monty python hicve özellikle yatkın bir komedi grubudur. örneğin isa ile aynı zamanda, onun hemen yakınında doğan ve yanlışlıkla mesih zannedilen Brian'ın öyküsü The Life of Brian'da, aynı politik ideolojilerin farklı fraksiyonları arasındaki çekememezlikten tutun da, insanların kendi başlarına karar vermelerini söyleyen bir lideri bile körü körüne izlemelerine varıncaya kadar, bu yatkınlığın çok parlak bazı örneklerini görürüz. Düz birer öyküsü bulunduğu söylenebilecek Holy Grail ve The Life of Brian'ın aksine, bir skeç derlemesi yapısındaki The Meaning of Life ise saçma durumları ve kaba mizahi unutulmaz hicivlerle harmanlar. İnanılmaz çocuk nüfusu yüzünden rahatça içinde yürünemez hale gelmiş olan işçi sınıfı evinden yola çıkılarak sergilenen Every Sperm is Sacred / Her Sperm Kutsaldır adlı müzikal sahne; kontratının böyle bir işlemi mümkün kıldığını söyleyerek canlı birinin böbreğini organ bağışı olarak alma- ya çalışan sağlık çalışanları; Tanrı'ya edilen duaların Python gözünden, "gündelik dille" yorumu... Doğumdan ölüme insan hayatını izleyen The Meaning of Life, Python'ın kimi hayli komik müzikal sahnelerinin dışında, bir de sinema tarihinin en iğrenç sahnelerinden birine, inanılmaz şişmanlıktaki Mr. Creosote'nin mide kaldırıcı sonuçlara gebe olan yemek yeme sahnesine de yer veriyor.

The Meaning of Life'ın ardından Monty Python'ın dağıldığı söylenebilir. Grubun üyelerinden Graham Chapman (Holy Grail'in Kral Arthur'u ve The Life of Brian'ın Brian'ı) 1989 yılında öldü. Daha sonra ekibin çeşitli üyeleri, farklı farklı vesilerle biraraya geldi; örneğin John Cleese ile Michael Palin A Fish Called Wanda ve Fierce Creatures'da birlikte oynadı... Ancak genelde "Monty Python filmleri" olarak kabul edilen eserler, The Meaning of Life ile doğumdan ölüme uzanan bu çok duraklı yolculukla son buldu. Ancak Python dağılalı aşağı yukarı yirmi sene geçmesine karşın, grubun işleri hâlâ çok seviliyor ve izleniyor. Eric Idle'ın yazdığı, Holy Grail'in tiyatro uyarlaması olan Spamalot'ın epey ilgi görmesi ve Chicago'nun ardından Broadway'de de sahnelenmeye başlaması bunun bir kanıtı.

kutlukhan kutlu
cnbc-e dergisi, kasım 2005, sayı:70, issn: 1304-5393
sayfa: 86-87-88-89-90-91
https://www.arsivsozluk.com/d/48
Devamını okuyayım...
disco
0

alan adı

haziran 2000'de, chip dergisi'nde aşağıdaki habere konu olmuştur.

türkiye'de alan adları için "ilk gelen alır" sisteminin uygulanması isteniyor.

internet adresleri için kullanılan ve türkiye'de 1990 yılından beri odtü bünyesindeki dns grubu tarafından yürütülmekte olan alan adları tahsis işlemlerindeki katı kuralların değiştirilmesi, faturalama ve kayıt işlemlerinin internet 'e uygun bir biçimde hızlı ve hatasız olarak yapılması isteniyor. bilişim muhabirleri derneği (bmd), dns çalışma grubu tarafından yapılan açıklamada, tüm dünyada ve özellikle amerika'da alan adları tahsisinin "ilk gelen ilk alır" sistemiyle yapıldığı, ödemesi ve yönetiminin tamamen internet üzerinden yapılabildiği, gereksiz ve katı kuralların bulunmadığı hatırlatılarak, türkiye'de keyfi bir şekilde sürdürülen tahsis işlemlerinin bürokrasiye boğulduğu, tahsisin yapılmadığı, yapılanların ise çok uzun süreler aldığına dikkat çekildi. açıklamada, ayrıca alan adları için ödenecek bedellerle ilgili online ödeme seçeneği bulunmadığı için işlemlerinin tamamen elle yapıldığı ve bu nedenle hatalar oluştuğu da belirtilerek, bunun da alan adlarının gereksiz yere devre dışı kalmasına, işlerin aksamasına yol açtığı ifade edildi.

bmd adına açıklamada bulunan dns çalışma grubu başkanı ertan atay, "odtü dns grubu, tahsis işlemiyle ilgili herhangi bir yasal dayanağı olmadan işlemler yürütmekte ve işlemlerde internet dünyasının büyük bölümünün benimsediği "ilk gelen ilk alır" prensibini tanımamakta. alan adı için geçerli olan bu prensibin türkiye'de de yapılması gerektiğine inanıyoruz. ancak odtü dns grubu bu tür çağrılara kesinlikle kulak vermediği gibi kendisini hem kuralları koyan, hem uygulayan hem de yargılayan bir örgüt gibi görmekte.

alan adları tahsisinde çoğu zaman gereksiz hata mantıksız olan uygulamalarla internetin gelişimine engel olma noktasına gelinmiştir. türkiye'den istediği alan adlarını alamayan çok sayıda kişinin başta amerika olmak üzere diğer ülkelerden alan adı aldıklarını, bunun da hem türkiye ile ilgili istatistiklerin yanlış çıkmasına, hem de yurtdışına önemli miktarda para çıkmasına neden olduğunu belirterek, yanlışlığın düzeltilmesini bekliyoruz." dedi.

chip dergisi - haziran 2000
issn: 2000006 - sayfa:23
https://www.arsivsozluk.com/d/35
Devamını okuyayım...
disco
0

bira

Bira, 6.000 yılı aşkın bir süredir değişik biçimlerde yapılan bir içkidir. Eski Mısırlılarla Babillilerin de bira yaptığı bilinmektedir. ilk çağlarda bira mayalama, fırınlarda yapılan bir işlemdi; çünkü bira yapımının ön işlemleri ile ekmek yapım ı arasında bir benzerlik söz konusuydu. İlk bira türleri, biraz pişirilmiş ekmeğin (ekmek, filizlenmeye başlamış arpa kırığı ve maya ile yapılırdı) ıslatılıp mayalanmaya bırakılması yoluyla üretilmekteydi.

XIV. yüzyıla doğru biracılık, özelleşmiş yöntem­leri ile ayrı bir alan olarak gelişti. Üç yüzyıldan daha uzun bir süre boyunca, bu gelişim, büyük ölçüde manastırların biracılık çalışmalarıyla hızlandırıldı. Orta çağ’da başlıca bira üreticileri, keşişlerdi. Kesişler ürünleriyle, yalnızca kendi gereksinmelerini karşılamakla kalmıyor, bölge halkının tüketimi için de bira üretiyordu. Söz konusu dönemde biracılık, evlerde, çoğunlukla kadınlar tarafın dan yapılmaktaydı.

Ticari amaçlı biracılık, beş yüzyıl kadar, dikkate değer biçim de Avrupa’da ve XVIII. yüzyılda özellikle Kuzey Amerika'da düzenli olarak gelişti. XIX. yüzyılın ortalarında Batı’da binlerce bira imalathanesi vardı. O günden bu yana biracılık, büyük bir endüstri dalı haline geldi. Modern bira üretimi, büyük çaplı ve karmaşık bir işlemdir. 1973’de dünya bira üretimi 1873’tekinin 15 katına ulaştı. Buna karşılık, aynı süre içinde bira fabrikalarının sayısı on kat azaldı. Yani, 1973 ortalaması ile, fabrika başına bira üretimi 150 kat artmış oldu. Bu büyük gelişme, biracılık tekniğine de yansıdı: 1898’lerde biracılıkta ticari olarak kullanılan birinci maya ayırıcısının kapasitesi, saatte 1 metreküpken, 1973’te bu miktar saatte 200 metreküp oldu.

Bira türleri: Biralar iki ana türe ayrılabilir: alt mayalandırma yöntemiyle yapılanlar, üst mayalandırma yoluyla yapılanlar. Alt mayalandırma biralarının bazı türleri, ilk kez üretildikleri bölgenin adıyla anılır. Örneğin, Çekoslovakya’nın Pilsen bölgesinde üretilene Pilsener, Almanya’nın Dortmund bölgesinde üretilenine Dortmunder denir. Bunların çoğunun rengi açıktır, iyi havalandırılmıştır ve üst mayalandırma biralarına oranla daha az maya tadı vardır. Alt mayalandırma, aynı zamanda. daha esmer bira üretiminde de kullanılır. İngiltere, Yeni Zelanda ve Avustralya gibi birkaç ülke dışında, dünya bira üretiminin çoğu alt mayalandırmayla yapılır. Bu biralar, genellikle, ağırlıklarının % 3-5'i kadar alkol içerirler.

Bira yapımı: Bira yapımında kullanılan ham ­maddeler, üretilen biranın türü ve niteliği üstünde belirleyici bir rol oynarlar. Kuramsal olarak bira, herhangi bir tahıl ya da patates gibi bir nişasta kaynağının, su içinde mayalanmasıyla yapılabilir. Ancak uygulamada, en çok arpa kullanılır. Öteki tahıllar arpanın altına, maliyeti düşürmek ya da bazen istenen tadı vermek için katılır. Bu amaçla kullanılan başlıca maddeler pirinç, mısır, tapyoka (bir tür nişasta), soya fasulyesi ezmesi, maltlanmamış arpa ve değişik şekerlerdir.

Bira yaparken ilk işlem arpa, su ve maya diye bilinen şerbetçiotundan bir şıra yapmaktır. Arpa. maltlanmadan kullanılmaz. Maltlama işlemi ise, genellikle, birahanede değil, malt fabrikalarında yapılır. Arpa, denetimli koşullarda, mayalanma için büyük önem taşıyan ve KATALİZÖR olarak görev yapan enzimler'in üreyeceği biçimde çimlendirilerek maltlanır.

Tahılı yumuşatmak ve çimlenmeyi hızlandırmak için arpa 13-16°C sıcaklıkta suya batırılarak, 48— 72 saat arasında bekletilir. Bu süre, kullanılan tanelerin türüne göre değişir. Islatmadan sonra geniş kazan ya da kutulara kon an arpaya, çimlenmeyi geliştirmek için 7-11 gün süreyle nemli hava üflenir. Sonra, nem oranı % 1,5-2’ye in inceye kadar fırınlarda kurutulur. Çimlenme sırasında oluşan filizler ayrılır. Bunlar toplanarak hayvan yemi olarak kullanılır. Böylece arpa, için de enzimlerin bulunduğu malt haline gelmiştir.

malt , bira fabrikasında öğütülür; su ve başka maddelerle karıştırılarak mayşe haline getirilir. Mayşeleme (şekerleme) sırasında enzimler, şeker ve nişasta gibi çözünen maddeleri ortaya çıkarır. Protein gibi çözünmeyen maddeler de enzimlerle çözünür hale gelir; enzimler aynı zamanda malt nişastasını da maltoz şekerine dönüştürür. Bu şekerin miktarı, biranın alkol oranını belirler. Fiziksel ve kim yasal süreçler ile enzim etkinliği, biranın türünü ve niteliğini belirlediğinden, mayşeleme işlemini denetim altında gerçekleştirmek gerekir. Üst ve alt mayalandırma biralarının mayşeleme işlemleri, birbirinden farklıdır.

Bira yapımındaki ana aşamalar: Arpa önce maltlanır ve öğütülür. Sonra su ve tahıl ya da şeker gibi değişik katkı maddeleriyle birlikte kazana konur. Mayşelendikten sonra şıra, artık küspeden ayrılır (küspe sığır yemi olarak kullanılır) ve şerbetçiotlarıyla kazanda kaynatılır. Kaynatma işlemi tamamlandıktan sonra, sıcak şıra süzülür ve soğutuculara pompalanır. Artık otlar, gübre olarak kullanılabilir. Soğumuş şıra, bira mayasının da eklendiği mayalandırma kazanlarına konur. Mayalandırmadan sonra, şişelenmeden, kutulanmadan ya da tahta ya da metal fıçılara konmadan önce süzülür ve depolanır.

nasıl çalışır: bilim, teknoloji ve icatlar ansiklopedisi
gelişim yayınları, cilt 1, 1980
sayfa: 263, 264, 265, 266

https://www.arsivsozluk.com/d/38
Devamını okuyayım...
disco
0

netscape 6

Bekleyiş sonra erdi. Netscape yeni browser’ını tanıttı. microsoft’un buna cevabı ise yakında…

Netscape 6.0 versiyonu ile en sonunda internet explorer karşısında başarıyla durmak istiyor. Browser savaşı tekrar hızlanıyor: Netscape 6.0’ın başlangıç sürümlerinin yayınlanmasından sadece dört gün sonra Microsoft Internet Explorer 5.5’in bir “Public Beta”sını uçurdu.

Netscape 6.0 halen tam anlamıyla bitirilmiş değil. Final sürümünün yaz sonlarına doğru çıkmasından önce iki beta versiyon daha yayınlanacak. “Preview Release 1”’de (PR1) şu anda hepsinden önemlisi Web Engine “Gecko” sorunsuz olarak çalışıyor. Internet sayfalarını gerçekten hızlı olarak yapılandıran Gecko, göz kamaştırıcı bir şekilde xml , javascript 1.5, Dom Level 0 ve 1’i tanıyor ve standardizasyon heyeti w3c’nin css testinden oluşan tek Browser.

Gecko aynı zamanda tüm kullanıcı arayüzünü de oluşturuyor. Bu kesinlikle bir avantaj değil; Kullanıcı Browser’da surf yapmaya çalışırken bu sayede yeni “Sidebar”’lar üzerinde Consor’un borsa kursu çalışıyor ki bunun sonucunda hız hissedilebilir derecede düşüyor. Diğer yenilikler ve Previes Release’e eklentiler halinde bulunuyor. Otomatik Web sayfası bağlantıları için parola yönetimi ve Net2Phone telefon yazılımı hizmetleri genişletiyor. Fakat Flash Plugin’i Netscape için optimize edilmiş sayfalarda çalışırken, Java Apllets sadece “loading” mesajını görüntülüyor ve Web Translator firmasınn Web sayfasında çalışıyor. Netscape 6.0 güncellemeleri ve hata düzeltmeleri direkt Internet üzerinden yükleyebilecek. Görünümü ve bazı Browser bileşenleri birkaç fare tıklaması değiştirilebilecek. Netscape Browser’ın bu yüz tekniğini “Themes” olarak adlandırıyor ve kullanıcıların oyun hevesine güveniyorlar. Ürün yöneticisi Bijal Shah bu konuda şöyle söylüyor: “Bu mp3 player (bkz: winamp)’da da işe yaradı”. Modüler yapısı şimdiden ilk meyvelerini verdi.

ibm ve intel kendi Netscape Browser’larını sunmak istiyorlar ve nokia da bunu cep telefonları üzerinde kullanmak istiyor. Eski düşmanın bu tekrar dirilişi karşısında Microsoft cephesinde çok da büyük bir rahatsızlık gözlenmemeli. Yüzde 80’e yaklaşan market payı ile Internet Explorer, Internet kullanıcıları arasında oldukça büyük bir temel kurmuş durumda. Ve sadece görünen versiyon numaralarının yükseltilmesi de çok etkili bir yöntem değil. Birkaç hata ve durum mesajı haricinde bu yeni Browser aslında halen “Netscape 5.0”.

chip Dergisi – Haziran 2000 – ISSN: 1300-9419 Sayı: 200006
Sayfa: 10

https://www.arsivsozluk.com/d/10
Devamını okuyayım...
disco
0

yonca evcimik

1993 yılında free dergisine röportaj vermiştir.

- yonca merhaba. bize yeni kasetinden söz eder misin?

kasetimin adı "kendine gel". kendine gel aynı zamanda kasetin açılış parçası ve izleyeceğiniz ilk klip. dinamik bir müzik, süper sözler. öncekine göre daha batı işi, daha pop. bizden motifler yine var ama o kadar ön planda değil.

- yapımcın şahin özer. peki müzik yönetmenin yine garo mafyan mı?

aslında başlangıçta garo da bizimleydi. ancak elinde, bizden önce aldığı işler olduğu için daha sonra çalışamadık. kaseti aykut gürel ile gerçekleştirdik.

- dansçı'da o sıralar black box'ın yeniden listelere soktuğu earth, wind & fire'ın ünlü klasiği "fantasy"i aysel gürel'in yazdığı sözlerle türkçe olarak seslendirmiştin.: yalancı bahar. bu çalışmanda da günün sevilen parçalarının türkçe yorumları olacak mı?

hayır. bu kasetimde tamamen türk besteci ve söz yazarları ile çalıştım. parçaların hepsi bu kaset için özel olarak hazırlandı.

- bize "kendine gel" i tanıtır mısın?

* kendine gel (haddini bil)
söz ve müzik: şehrazat

bizde single olmamasına rağmen buna ilk single'ım diyebilirim. bu kasetim için batılı anlamda çok profesyonelce çalıştık. kaset kapağında, poster'larda, bilboard'larda ve kendine gel'in kliplerinde hep görsel bir tutarlılık var. tam bir reklam anlayışı ile hazırladık. yani kaset kapağında, poster veya bilboardlar'da göreceğiniz tipleme ve imajlar klipte de yer alıyor.

* l.o.t.d. (trışkadan nağmeler)
söz: zeynep talu
müzik: aykut gürel

saksafon intro ile başlayan mükemmel bir parça. küçük şeyler yapıp da büyük işler yaptığını sananlar ve meydanı boş bulunca yüksek atanlar ile dalga geçiliyor. tiplemeleri klipte tek tek canlandırıyorum. (l.o.t.d.= laf olsun torba dolsun).

* henüz çok gencim
söz ve müzik: şehrazat

kasetin iddialı iki slow parçasından biri. altyapı pop, üstyapı bizden, yumuşak bir ney parçayı işliyor. köklü, derin bir ilişkiye hazır olmayan bir genç kızı anlatıyor. bu klip'te her zamankinden farklı giyindim; saks mavisi bir tualet ama tek kolu ve tek bacağı yırtık bu tualetin ve yırtıklardan file görünüyor, kolumda da bir döğme: ben efendi giyinirsem ancak bu kadar olur. arka planda öyküyü oynayan iki genç rol aldı. bunlardan biri karambol ve haberin olsun'un bestecisi ve söz yazarı mustafa sandal.

* çok alemsin
söz ve müzik: şehrazat

sözler alaturka görünse de tam bir techno "cut". parçadaki kanun ile güzel bir sentezi yakaladık, sanıyorum. klibini galata köprüsü'nde çektik (yeni köprü değil), bilgisayar harikası görüntülerle bezedik.

* haberin olsun
söz: mustafa sandal
müzik: mahmut tezcan

karambol ile birlikte kasetin en amerikalı parçası. curtis schwartz'ın düzenlediği parçanın klibi ise eski bir garajda çekildi. büyük bölümü siyah & beyaz olan klip finalinde yağmur sahnesi ile renkleniyor.

*karambol
söz ve müzik: mustafa sandal

hit olacağına inandığım diğer bir parçam. hem aşk ilişkilerindeki hem de yaşantımızdaki karambolleri anlatıyor. bağdat caddesi ve extcay'de çekilen klipte punk'lar, travestiler, yaşlılar, motosikletliler, şarapçılar oynadı.

* bırak ellerimi
söz: seden gürel
müzik: aykut gürel

batılı anlamda çalıştık demiştim ya işte bu bağlamda remix'lerde yapacağız. klibini remix'ine sakladığım bir çalışma bırak ellerimi.

* gözümle gördüm
söz ve müzik: şehrazat

meyve veren ağacı taşlıyorlar. kimileri "dansçı"da yok şarkı söylemeyi bilmiyor, yok yeteneksiz dediler. kasetimin diğer slow'u. teknik açıdan zor bir parça. bundan sonra konuşsunlar da görelim.

*in & out
söz: şehrazat
müzik: selçuk ve uğur başar

"in & out" "in" oldu biz de bunu işledik. klipte bu olguyu "maganda", "entel", "artiz (star)", "estetik meraklısı" ve "abone (yonca)" tiplemeleri ile ele aldık.

* durum kötü
söz ve müzik: adnan ergil

süper bir parça. durum kötü: bak millet çıktı aya, biz kaldık yaya! daha ne diyim.

- geçen yıl yırtık jean'ler, body'ler ve şortlar giymiş, iri gümüş takılar takmıştın. seni bu yıl nasıl göreceğiz?

bunun yanıtını kaset kapağımda göreceksiniz. body'im, zımbalı ipkinim, önünde ad yazan, test taktığım kepim ve daha da irileşmiş dişi sembolü kolyem boş tartışmalara neden olabilir. görüntümü 93'e uygun olarak değiştirdim: çocuksu fakat daha azgın. bütün sorumluluğu makyajda eti motola, saçlarda zeki doğrulu ve fotoğrafta taner yılmaz'a bıraktım.

- kostümlerini kim hazırlıyor? kostüm danışmanın var mı?

kostümlerimin tasarımı ve seçimi büyük ölçüde bana ait. örneğin kaset kapağı ve bilboard'dakiler. bir kısmını ise zeynep tunuslu ile birlikte hazırladık. ilk çalışmam çeşitli maddi sıkıntılarla gerçekleşmişti ve her istediğimi yapamamıştım. "kendine gel"de ise sevgili şahin özer'in de katkıları ile dört dörtlük bir sonuç elde ettik. sizler de beğeneceksiniz.

teşekkürler.

free dergisi - ocak 1993 - sayı: 1
sayfa: 20-21

https://www.arsivsozluk.com/d/17
Devamını okuyayım...
disco
0

süheyl ünver

kurucusu olduğu tıp tarihi enstitüsü için, temmuz 1966'da hayat tarih mecmuası'na röportaj vermiştir.

#23
disco
0

yurttaş kane

(bkz: citizen kane)
disco
0

baykuş

baykuş gece yırtıcılarından bir kuştur, Başlıca özelliği karanlıkta da görebilmesidir. Güneş batınca yuvasından çıkan baykuş, ormanın öteki canlıları uykuya hazırlanırken av peşinde koşmaya başlar. Dünyadaki anakaraların hepsinde yaşar. Dağlarda, steplerde ve çöllerde kısaca yiyecek ve içecek bulduğu her ortamda yuva yapabilir.

Çok keskin bir görüş yeteneğine sahip olan baykuş gözlerini oynatmadığından, çevresini görebilmek için başını Çevirmek zorundadır. Büyük ve hareketsiz gözlerinin çevresi, gözlük izlenimi veren tüylerle kaplıdır. Baykuş türlerinin büyük çoğunluğunun tüyleri koyu renklidir Bu nedenle baykuşlar toprak Ve ağaçlar arasında gözlerden uzak yaşayabilirler. Başlıca silahları uzun ve sivri tırnaklarıyla, sivri uçlu gagalarıdır.

Genellikle küçük kuşlar, yarasalar, sürüngenler, sinek ve farelerle beslenirler Baykuş kimi kez avladığı hayvanı olduğu gibi yutar; daha sonra tüy ve kemiklerini topak halinde dışarı atar. Hayvan leşlerine yanaşmaz.

Gece yırtıcılarının baykuşgiller ve peçeli baykuşgiller olmak üzere iki familyası vardır. Baykuşların büyüklükleri değişiktir. Alaca baykuş, kukumav, puhu kuşu, bataklık baykuşu en yaygın baykuş türleridir. Kral baykuş bir kartal kadar iridir. Tavuk, kaz, saksağan, tavşan hatta sülün bile avlayabilir. Son derece sağlam bir yapısı vardır. Gece yırtıcılarının en irisidir. Kulaklarının kenarlarındaki tüyler ve kalp şeklindeki yüz hatları ile tanınan peçeli baykuş, kentlerde terk edilmiş evlerin, çan kulelerinin ve eski yıkık duvarların arasında yaşar. Peçesi çok belirgindir. Sırtı kül rengi ve çizgili, karnı açık renktir.

Kukumav Avrupa'da da sık görülen yırtıcı bir gece kuşudur. böcekler ve farelerle beslenir. Sevimli ve akıllı bir kuş- olan kukumav eski Yunan'da tanrıça Minevva'nın simgesi olarak bilinirdi. Kukumavın sırt tüyleri kahverengidir. Uzunluğu 20 cm'yi aşar. Genellikle büyük bir uyum içinde toplu olarak yaşarlar. Çeşitli türleri vardır.

İnsanlar kukumavları yakalayıp eğiterek çeşitli kuşları avlamak için yararlanırlar. Ayağından bir zincirle bağlanan kukumav, eğitilerek istenildiği zaman havalanıp yeniden yere konmayı öğrenir. Böylece küçük kuşların ilgisini çekmeyi ve insanlar tarafından hazırlanan tuzaklara düşmelerini sağlar.

arkın kültür ansiklopedisi - istanbul, 1983
birinci cilt a - be
sayfa: 179
https://www.arsivsozluk.com/d/40
Devamını okuyayım...
disco
0