semih erden

2007 yılında nba türkiye dergisi için bülent avcı ve mete aktaş ile röportaj yapmıştır.

gözü yükseklerde

hırsı ve bir basketbolcu olarak belki de standartların üstündeki fiziğiyle dikkatleri üzerine çeken, fenerbahçe'nin ve milli takım'ın genç yıldızı semih erden yine birbirinden iddialı açıklamalar yaptı. hedef ispanya'da şampiyonluk diyen semih, nba'in süper starı nowitzki'ye de meydan okudu.

nba türkiye: italya kampında oynadığımız hazırlık maçlarında iyi sonuçlar elde edemedik. efes world cup'ta başarılı olabileceğimize inanıyor musun?
semih erden: italya kampında çok yoğun ve zorlu idmanlar yapıyorduk ve bunun verdiği yorgunlukla maçlara çıkıyorduk. bu da tabii ki skor yönünden istediğimiz sonuçları almamızı engelledi. ancak efes cup'taki durum biraz daha farklı olacak. son ciddi sınavımıza çıkacağız ve bu turnuvada, şampiyona öncesinde ne durumda olduğumuzu göreceğiz. onun için efes cup'ta çok daha iyi mücadele edip, skor yönünden de daha memnun edici sonuçlar alacağımıza inanıyorum.

nba türkiye: peki sana göre şampiyonada milli takım'ın hedefi ne olmalı? nasıl bir başarı beklemeliyiz?
semih erden: tabii ki şampiyonluk. dünya kupası'nda çok genç ve tecrübesiz oyuncularla mücadele ettik ve iyi bir derece elde ettik. şimdi daha tecrübeli ve daha iyi bir kadroyla mücadele edeceğiz. kadromuzda serkan gibi kaya gibi avrupa'da söz sahibi oyuncular var. hidayet türkoğlu ve mehmet okur nba'de harikalar yaratıyor. bunun yanında dünya kupası'nın genç oyuncuları artık daha tecrübeli ve daha fazla sorumluluk alıyorlar. oğuz, ersan gibi isimleri örnek verebiliriz. dolayısıyla çok geniş bir kadromuz var ve bu kadro şampiyonluğu elde edebilecek güce sahip.

nba türkiye: sen çok genç yaşlarda birçok takımın transfer listesine girdin ve fiziğinle, hırsınla da sürekli izlenilen bir oyuncu oldun ama özellikle dünya şampiyonası'ndaki formun ve bu sezon fenerbahçe ülker'de sergilediğin performans avrupa'nın büyük kulüplerinin de transfer listelerine girmeni sağladı. senin düşüncelerin nedir? avrupa'da veya nba'de oynamayı istiyor musun?
semih erden: fenerbahçe ülker'le 2 yıllık daha kontratım var ve böyle büyük bir camiada oynamaktan dolayı çok mutluyum. özellikle muhteşem bir taraftarımız var. onlarla birlikte fenerbahçe ülker'de çok büyük başarılar elde edeceğimize inanıyorum. üstelik kulüp olarak çok büyük olanaklara sahibiz. her şey dört dörtlük diyebilirim ancak her basketbolcunun rüyasını nba süsler. ben de eğer her şey yolunda giderse nba'de oynamayı çok istiyorum.

nba türkiye: bilinen bir şey vardır, uzun oyuncu geç açılır ve uzun oyuncunun formunu yakaladığı, en verimli olduğu yaşlar da 27-28'dir. ancak sen henüz 21 yaşındasın ve inanılmaz iyi bir performans sergiliyorsun. özellikle son iki sezondur da kendini git gide geliştiriyorsun. peki ölü sezonda kendin nasıl hazırlıyorsun? yani lig bittiği zaman ve milli takım'dan arta kalan zamanlarda neler yapıyorsun?
semih erden: sürekli çalışıyorum. tanjevic'in fenerbahçe ülker'in başına gelmesiyle tabii ki çalışma tempom daha da arttı. idmanlara daha erken gelip, daha geç çıkıyorum. çünkü artık iki tarafta da gözetim altındayım. bu işin şakası tabii ama gerçekten de artık idman sürelerim daha da arttı. sürekli olarak eksiklerimi tamamlayacak idmanlar yapıyorum.

nba türkiye: eksik gördüğün yönlerin var mı ve eksiklerini gidermek için özel idmanlar yapıyor musun?
semih erden: özellikle şut yönünden kendimi eksik görüyorum ve bunun için özel idmanlar yapıyorum. efes pilsen final serisinde bu idmanların karşılığını aldım ve iyi bir şut yüzdesi yakaladım. onun dışında uzun boyuma rağmen hareketli bir yapıya sahibim ve bu özelliğimi daha iyi kullanabilmek, maç içindeki eşleşmelerde rakip oyuncuya üstünlük sağlayabilmek ve de daha rahat adam geçebilmek için bazı özel çalışmalar yapıyorum.

nba türkiye: tanjevic'in hem milli takım hem de fenerbahçe ülker'in coachu olması senin için bir avantaj mı?
semih erden: tabii ki daha avantajlı, çünkü çok fazla gözlemleme şansı olmuyordu. sadece milli takım kamplarında bir araya gelebiliyorduk. ancak şimdi fenerbahçe ülker'in de başına gelmesiyle daha fazla konuşabiliyor ve fikir alışverişinde bulunabiliyoruz.

nba türkiye: kampta neler yapıyorsunuz? takımdaki oda arkadaşın kim? idmanlar dışında eğlenmeye stres atmaya zaman bulabiliyor musunuz?
semih erden: italya kampında olduğu gibi türkiye'deki kampta da oda arkadaşım ömer aşık. açıkçası boş vakitlerimizde en fazla yaptığımız şey uyumaktı. çünkü inanılmaz yoruluyoruz ve dinlenebilmek için de bol bol uyuyoruz. arada bir de playstation oynarız. onun dışında fazla da bir şey yapmıyoruz.

nba türkiye: genç bir oyuncu olarak zaman zaman saha içinde ve dışındaki disiplinsiz hareketlerinden dolayı çok eleştirildin. özellikle hırslı bir yapıya sahip oluşun belki de senin kontrollü olmanı engelledi? ancak aydın örs'ün fenerbahçe ülker'in başına gelmesiyle yine savaşçı, hırslı ama enerjini tamamen basketbola yansıtan ve her geçen gün çok daha iyi bir performans sergileyen semih ortaya çıktı. bu değişim nasıl oldu?
semih erden: aslında haklısın, ancak ben disiplinsiz yerine gençliğin verdiği tecrübesizlik demeyi tercih ediyorum ama şu bir gerçek ki, hırsımı daha olumlu yönlerde kullanmamı sağlayan kişi aydın örs'tür. o bana sadece saha içinde değil, toplum içinde de nasıl durmam, neler yapmam gerektiğini öğretti. sürekli beni yanına çağırır ve yanlışlarımı düzeltmem için benimle uzun uzun konuşurdu. içimdeki farklı, gerçek semih'in ortaya çıkmasını sağladı. onun çok önemli bir nasihatı vardır. "saha içinde ve saha dışındaki kişiliğin birbirinden farklı olmasın" diye. ben de buna gayret ediyorum. hem saha içinde hem de saha dışında hareketlerime dikkat ediyor ve kendimi sadece işimi en iyi şekilde yapabilmek için konsantre ediyorum. böylelikle hırsım artık başıma bela olmuyor.

nba türkiye: önümüzdeki sene nba draft'ına adını yazdırmayı düşünüyor musun?
semih erden: evet, zaten önümüzdeki yıl draft'a ismimi yazdırabileceğim son senem. bu nedenle ismimi yazdıracağım.

nba türkiye: gönlünden geçen bir takım var mı?
semih erden: miami heat

nba türkiye: avrupa şampiyonası'nda kişisel eşleşmelerde beklediğin bir isim var mı? belki 2006 dünya kupası'ndan gözüne kestirdiğin, ah keşke bir daha eşleşsek dediğin?
semih erden: nowitzki... nowitzki'yi sabırsızlıkla bekliyorum.

nba türkiye: semih, gerçekten çok hırslı ve iddialı bir oyuncusun. avrupa şampiyonası'ndaki hedef nedir diye sorduk, hiç düşünmeden şampiyonluk dedin. şampiyona'da eşleşmek istediğin bir oyuncu var mı diye sorduk, belkide dünyanın en iyi basketbolcularından birisi olan nowitzki'nin ismini verdin. bu kadar iddialı oluşun sana zarar mı veriyor, yoksa daha iyi konsantre olmanı mı sağlıyor?
semih erden: bu kadar çılgın ve iddialı olmak bana iyi geliyor. bazıları bunu hava yapıyorum diye algılayabilir ve öyle düşünebilir. açıkçası bu beni hiç ilgilendirmiyor. ben hep söylemişimdir. başkalarının ne söylediğine aldırmam. bugüne kadar örnek aldığım, ah keşke şunun gibi olsam dediğim kimse olmadı. yapılan karşılaştırmalarda hep en iyi olduğumu iddia ettim ve ne iyi olmak için çok çalıştım.

nba türkiye: küçük yaşlarda bir gün bu kadar iyi bir basketbolcu olabileceğini düşünmüş müydün? yani fenerbahçe ülker gibi büyük bir takımda oynamak, milli takımda oynamak ve belki de yakın bir gelecekte nba'de oynamak. bunlar hayallerini süslüyor muydu?
semih erden: elbette süslüyordu. ancak ben hayallerin daha ötesinde bunları gerçekleştireceğime inanıyordum. basketbola ülker'de başladım. o zamanlar takım arkadaşlarıma bunların hepsini yapacağımı söylerdim. onlar bana inanmazlardı biraz da dalga geçerlerdi ama işte son gülen ben oldum ama bunların hepsini hırsıma ve çok çalışmama borçluyum.

nba türkiye: bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz.
semih erden: ben teşekkür ederim.

röportaj: bülent avcı, mete aktaş
fotoğraf: osman uğur
nba türkiye dergisi, eylül 2007, issn: 1306-9810
sayfa: 86-87-88-89

https://www.arsivsozluk.com/d/14
Devamını okuyayım...
arsivsozluk
0

oki okipage 8w lite

hakkında haziran 2000 tarihinde, chip dergisi'de aşağıdaki haber yayımlanmıştır.

8w lite ile hem ev hem de ofiste çalışabilirsiniz.

bu yazıcı, tek yönlü paralel bağlantılı olarak üretilmiş.

oki, hem modeli 8w lite'ı hem ev hem de ofis ortamında kullanılmak üzere tasarlayıp piyasaya sürdü. 8w lite oki yazıcıları, centronic standartlarında, tek yönlü paralel bağlantılı üretiliyor.

ayrıca usb bağlantısı macintosh ve windows sürücülerinde kullanım rahatlığı sağladığı için; pc, dizüstü bilgisayarlar ve macintosh ile bağlantı kolaylığı ve windows 98 ve mac os 8.1'e de uyum göstermek özelliklerine sahip. başlangıç düzeyindeki bu yazıcı, minimum maliyet, maksimum kalite arayan ev ve ofis ortamlarında kullanılabiliyor. dijital led kafası sayesinde 600x600 dpi çözünürlülük ve dakikada 8 sayfa çıkışı ile basit, çabuk ve kullanışlı bir yazıcı olma özelliği taşıyan oki 8w lite, 2mb standart hafızayla birlikte geliyor.

kompak parçalardan oluşması sebebiyle masa üstünde fazla yer kaplamayan 8w lite, kağıt kutusunda çeşitli ağırlık ve boylarda 100 sayfa, elle besleme bölümünde ise 30 sayfa tutabiliyor.

kaynak: chip dergisi - haziran 2000
issn: 1300-9419 - sayı: 200006 sayfa: 26
https://www.arsivsozluk.com/d/36
Devamını okuyayım...
disco
0

toy story 2

sinecafe dergisinin nisan 2000'de yayımlanan ilk sayısında hakkında eleştiri yazılmıştır.

animasyon dünyasında büyük başarı yaratan toy story 2, disney'in aynı kategorideki aslan kral, Alaaddin gibi filmlerini geride bırakarak Amerika'da gösterime girdiği ilk hafta 80 milyon dolar, dört hafta içinde de 150 milyon dolar hasılat yaptı.

disney ve pixar şirketlerinin ortak yapımı toy story 2, orijinal filmin kaldığı yerden devam ediyor. bu kez mevsimlerden yaz, woody bir kovboy kampına gönderili. burada bir oyun odasında bozulan woody yanında tamir edilmeyi bekleyen kırık bir penguenle tozlu raflarda kaderine terkedilir. woody'nin pengueni kötü kişilere satılmaktan kurtarma çabaları ile başlayan macerası zalim oyuncakçı al'in eline düşmesi ve geçmişi ile ilgili bazı gerçekleri öğrenmesiyle devam eder.

bu sırada buzz ve arkadaşları da boş durmaz, woody'i andy'nin odasına geri göndermek için oyuncakçının yolunu tutarlar. burada onları sorun çıkarmak için bekleyen tur rehberi barby ve bir raf dolusu buzz light beklemektedir. zaten filmin büyük bir bölümü buzz'ın köklerini reddetmesi ve oyuncakların bozulup kırıldıkları zaman kendilerini bekleyen acı sonu farketmeleri üzerine kurulu.

ilk filmin başarısı üzerine daha önce gönüllü olmayan barbie bebeklerin üretici firması, yeni filmde efsane sarışınların rol almasına izin verdi. böylece toy story 2'de woody'i kurtarma operasyonuna barbie'ler de katılıyor.

geçtiğimiz yıl gösterime giren ve büyük ilgi toplayan a bug's life filminden de sevimli bir konuk oyuncu var; alman aksanı ile konuşan tırtılı, kötü kalpli oyuncakçı al'in dükkanında yaprak yerken görüyoruz.

filmin yönetmeni john lasseter ilk filminden farklı olarak bu kez oyuncakların ömrünün ne kadar kısa olduğuna değinmek istemiş. bu yüzden karakterlerin iç dünyalarını daha iyi yansıtmış. filmdeki birkaç şarkı da toy story 2'yi daha eğlenceli bir hale getirmiş.

sürpriz final

woody'nin geçmişinden eski dostları kovboy kız jessie, stinky pete ve sevimli tay bullseye bu devam filminin yeni kahramanları.

filmde buzz'ın azılı düşmanı imparator zurg'la mücadelesinden al'ın oyuncak çiftliğindeki raflara kadar her şey dört dörtlük. woody'nin tozlu raflara atılması ve kırık penguen ise filmin dokunaklı sahneleri.

toy story 2'yi belki de bu kadar başarılı yapan harcanan büyük çaba ve karakterlerin ruh halinin seyirciye çok iyi aktarılması. yönetmen lasseter ve Brannon birçok yenilik ve espri de ekleyerek, sürprizlerle dolu şaşırtıcı bir finalle filmi noktalıyorlar.

toy story 2'de, space odyssey 2001, Star Wars ve jurassic park'a dikkatli izleyicinin gözünden kaçmayacak göndermeler yapılıyor.

filmde, kovboy woody'ye ünlü aktör tom hanks, jessie'e Joan cusack, oyuncakçı al'a Wayne knight sesleri ile hayat veriyor. belki toy story 2 baba 2'nin en iyi devam filmi olarak tahtını sarsmayacak ama hayranlık ve şaşkınlıkla izleyeciğiniz bir animasyon klasiği olarak hatırlanacak.

keşke her devam filmi böyle olsa...

oyuncaklar geri döndü

1996'da bir kovboy bir astronot ve bir bilgisayar bir araya gelerek alışageldiğimiz çocuk filmlerini altüst edip küçüklerin dünyasına yeni bir renk getirdiler. dört yıl sonra teknolojinin en son olanakları ile çekilen devam filmi toy story 2'yi yönetmeni john lasseter'in ağzından dinleyelim.

esin kaynağı

oyuncakları seviyorum, büromda eski bir oyuncak koleksiyonum var. baştan aşağı her yer oyuncak. çocuklarım beni ziyarete geldiğinde onlarla oynuyorlar ama kıracaklar diye ödüm patlıyor. eskiden çok sinirlenirdim sonra düşününce farkına vardım ki, bir oyuncak pahalı ve antika olsa bile süs diye rafta durmak zorunda değil. oyuncaklar oynanmak içindir. eğer woody ender rastlanan antika bir oyuncak olsaydı ve bir oyuncak koleksiyoncusu tarafından bulunsaydı işte bu güzel bir hikaye olurdu.

her yere hareket

bu kez hikayeyi canlandırmak için filme daha çok hareket katmayı denedik. üç boyutlu bir animasyonla karşı karşıya olduğumuz için kameranın duruşu ve açıları bizim için çok önemliydi. sanırım gerçekten dinamik bir film yaratmayı başardık.

astımlı penguen

birinci filmin başlarında astımlı alık bir karakter yaratmıştık. penguenler her zaman komik ve acınası karakterler olduklarından biz de wheezy'yi yarattık. ama daha sonra olaylar başka türlü gelişince onu kullanmaktan vazgeçtik. bu filmde bol bol toz yutan bir karakterimiz vardı ve hepimizin aklına wheezy geldi.

jessie rol kesiyor!

toy story 2'nin hazırlığına başladığımızda hepimiz filmde güçlü bir kadın karakterin yer almasını istiyorduk. ve ortaya jessie çıktı. o, bir yandan enerjik ve canlı olması gerekirken diğer yandan duygusal olmalıydı. jessie ile hepimiz gurur duyuyoruz. onu hayata geçirmek çok eğlenceliydi. gerçekten çok iyi rol yapıyor!

eski köpeğe yeni imaj

köpek scud birinci filmde kısa tüylüyken bilgisayar hilesi ile bu filmde onu tüylerini uzatmaya karar verdik. bu teknoloji yeni olduğu için bu hileyi kullanmak istedik.

sinecafe dergisi - nisan 2000 - sayı:1
sayfa: 64-65-66-67-68
Devamını okuyayım...
disco
0

fahriye abla

videosinema dergisi, şubat 1985 tarihli 8. sayısında, orhan barlas tarafından aşağıdaki incelemesi yapılan filmdir.

"hatırada kalan şey değişmez zamanla"
“Bu, afyon ruhu gibi baygın.. ”

İşler ne güzel gidiyordu! çetin tunca'nın başarılı renk-çizgi uyumu... Özdemiroğiu'nun konuya-şiire yatkın müziği, özdemir erdoğan'ın kısık, duyarlı, "yüzünü geçmiş günlere çevirmiş” sesi... Sonra, müjde ar'ın, Marilyn Monroe'ya inat, yüzde yüz yerli malı, hızlı yürüme çabaları, (bir bedenin psiko-anatomisi) koşmak isterken yerinde saymaları. Derken birden film de, bizler de bayır aşağıya yuvarlanmaya başladık. Yalnız "içerik” açısından olmadı bu; düpedüz anlatım da şaşkın, sarsak bir hâl aldı.

Fahriye Abla, bana kalırsa, öyle "büyük” parlak bir şiir değildir. Ordan burdan naylonlarının piyasaya sürülmesi, şiircil inceliği olan kimselerin yerli yersiz orda-burda okumaları Fahriye Abla'yı "hakettiği çizgiden de aşağıya” çekmiştir. Filmin başında, uzun süre yönetmen Turgul, gerek konusu gerek anlatımı ile, şiiri daraltmaz, ondan bir şeyler sıyırmaz, tam tersine onu çoğaltır, katlar. Kolay anlatımla, bir "üçlü” ileri sürülebilir: Gene bir ergenlik çağı özlemi, onun bakışı ile anlatım... Sonra (burasını çok beğenmiştim) Fahriye Abla'nın, sizin, bizim mahalleden etli kanlı biri oluşu. İlişkileri, bağları ile belli bir ortama akıllıca yerleştirilmesi. Sonra, Fahriye Abla'nın kişiliğinde kadının yüceltilmesi... Hani nerdeyse, filmdeki bütün erkekler hödük, budala, iki yüzlü, çıkarcı, dönek, ödlek'tirler. Bir yerde öteden öteye bir siyasal anlaştırmanın belirtileri, kokuları sezilmeye başlanır. Bütün bunlar, sokaklar, kahveler, hamamda kaynana adayının bakışı, içerde Müjde Ar'ın Aziz Nesin'i okurken gülmesi... tam kaynaşmışken birden her şey karman çorman olur, film sekerek yürümeye başlar, sanki gelecek programdan parçalar gösterilmekte ya da bir foto-roman dörtgenleri perdeye sıralanmaktadır (kulakların çınlasın atilla dorsay !) Filmlerde, özellikle de serüven, gerilim filmlerinde, tempo, anlatım ritmi değişmesi öteden beri başvurulan bir yöntem... İlkin bu yöntem Fahriye Abla'ya uygun düşmez. İkincisi, Alev Alev'de gene değineceğim, bu işi çok ustalıkla yapmak gerekir.

Fahriye Abla eşine az raslanır bir anlatım etkinliği ile başlayan, uzun sürebunu sürdüren, sonra birden şaşılacak bir hızla yaptıklarını geri alan bir film. Bir "düş kırıklığı” örneği. Bitişte çiçek tarhında sevinç taklaları atan sersem çocuk, filmdeki bütün güzel, değerli şeyleri (bilmem bilerek, bilmem bilmeyerek) kumdan bir evcik gibi bir tekmede yıkar, devirir. Bundan öte hesabı yönetmen Turgul ile senaryo yazarı Turgul aralarında görürler.

orhan barlas
videosinema dergisi, 8. sayı, şubat 1985 - sayfa: 15
https://www.arsivsozluk.com/d/46
Devamını okuyayım...
disco
0

yonca evcimik

1993 yılında free dergisine röportaj vermiştir.

- yonca merhaba. bize yeni kasetinden söz eder misin?

kasetimin adı "kendine gel". kendine gel aynı zamanda kasetin açılış parçası ve izleyeceğiniz ilk klip. dinamik bir müzik, süper sözler. öncekine göre daha batı işi, daha pop. bizden motifler yine var ama o kadar ön planda değil.

- yapımcın şahin özer. peki müzik yönetmenin yine garo mafyan mı?

aslında başlangıçta garo da bizimleydi. ancak elinde, bizden önce aldığı işler olduğu için daha sonra çalışamadık. kaseti aykut gürel ile gerçekleştirdik.

- dansçı'da o sıralar black box'ın yeniden listelere soktuğu earth, wind & fire'ın ünlü klasiği "fantasy"i aysel gürel'in yazdığı sözlerle türkçe olarak seslendirmiştin.: yalancı bahar. bu çalışmanda da günün sevilen parçalarının türkçe yorumları olacak mı?

hayır. bu kasetimde tamamen türk besteci ve söz yazarları ile çalıştım. parçaların hepsi bu kaset için özel olarak hazırlandı.

- bize "kendine gel" i tanıtır mısın?

* kendine gel (haddini bil)
söz ve müzik: şehrazat

bizde single olmamasına rağmen buna ilk single'ım diyebilirim. bu kasetim için batılı anlamda çok profesyonelce çalıştık. kaset kapağında, poster'larda, bilboard'larda ve kendine gel'in kliplerinde hep görsel bir tutarlılık var. tam bir reklam anlayışı ile hazırladık. yani kaset kapağında, poster veya bilboardlar'da göreceğiniz tipleme ve imajlar klipte de yer alıyor.

* l.o.t.d. (trışkadan nağmeler)
söz: zeynep talu
müzik: aykut gürel

saksafon intro ile başlayan mükemmel bir parça. küçük şeyler yapıp da büyük işler yaptığını sananlar ve meydanı boş bulunca yüksek atanlar ile dalga geçiliyor. tiplemeleri klipte tek tek canlandırıyorum. (l.o.t.d.= laf olsun torba dolsun).

* henüz çok gencim
söz ve müzik: şehrazat

kasetin iddialı iki slow parçasından biri. altyapı pop, üstyapı bizden, yumuşak bir ney parçayı işliyor. köklü, derin bir ilişkiye hazır olmayan bir genç kızı anlatıyor. bu klip'te her zamankinden farklı giyindim; saks mavisi bir tualet ama tek kolu ve tek bacağı yırtık bu tualetin ve yırtıklardan file görünüyor, kolumda da bir döğme: ben efendi giyinirsem ancak bu kadar olur. arka planda öyküyü oynayan iki genç rol aldı. bunlardan biri karambol ve haberin olsun'un bestecisi ve söz yazarı mustafa sandal.

* çok alemsin
söz ve müzik: şehrazat

sözler alaturka görünse de tam bir techno "cut". parçadaki kanun ile güzel bir sentezi yakaladık, sanıyorum. klibini galata köprüsü'nde çektik (yeni köprü değil), bilgisayar harikası görüntülerle bezedik.

* haberin olsun
söz: mustafa sandal
müzik: mahmut tezcan

karambol ile birlikte kasetin en amerikalı parçası. curtis schwartz'ın düzenlediği parçanın klibi ise eski bir garajda çekildi. büyük bölümü siyah & beyaz olan klip finalinde yağmur sahnesi ile renkleniyor.

*karambol
söz ve müzik: mustafa sandal

hit olacağına inandığım diğer bir parçam. hem aşk ilişkilerindeki hem de yaşantımızdaki karambolleri anlatıyor. bağdat caddesi ve extcay'de çekilen klipte punk'lar, travestiler, yaşlılar, motosikletliler, şarapçılar oynadı.

* bırak ellerimi
söz: seden gürel
müzik: aykut gürel

batılı anlamda çalıştık demiştim ya işte bu bağlamda remix'lerde yapacağız. klibini remix'ine sakladığım bir çalışma bırak ellerimi.

* gözümle gördüm
söz ve müzik: şehrazat

meyve veren ağacı taşlıyorlar. kimileri "dansçı"da yok şarkı söylemeyi bilmiyor, yok yeteneksiz dediler. kasetimin diğer slow'u. teknik açıdan zor bir parça. bundan sonra konuşsunlar da görelim.

*in & out
söz: şehrazat
müzik: selçuk ve uğur başar

"in & out" "in" oldu biz de bunu işledik. klipte bu olguyu "maganda", "entel", "artiz (star)", "estetik meraklısı" ve "abone (yonca)" tiplemeleri ile ele aldık.

* durum kötü
söz ve müzik: adnan ergil

süper bir parça. durum kötü: bak millet çıktı aya, biz kaldık yaya! daha ne diyim.

- geçen yıl yırtık jean'ler, body'ler ve şortlar giymiş, iri gümüş takılar takmıştın. seni bu yıl nasıl göreceğiz?

bunun yanıtını kaset kapağımda göreceksiniz. body'im, zımbalı ipkinim, önünde ad yazan, test taktığım kepim ve daha da irileşmiş dişi sembolü kolyem boş tartışmalara neden olabilir. görüntümü 93'e uygun olarak değiştirdim: çocuksu fakat daha azgın. bütün sorumluluğu makyajda eti motola, saçlarda zeki doğrulu ve fotoğrafta taner yılmaz'a bıraktım.

- kostümlerini kim hazırlıyor? kostüm danışmanın var mı?

kostümlerimin tasarımı ve seçimi büyük ölçüde bana ait. örneğin kaset kapağı ve bilboard'dakiler. bir kısmını ise zeynep tunuslu ile birlikte hazırladık. ilk çalışmam çeşitli maddi sıkıntılarla gerçekleşmişti ve her istediğimi yapamamıştım. "kendine gel"de ise sevgili şahin özer'in de katkıları ile dört dörtlük bir sonuç elde ettik. sizler de beğeneceksiniz.

teşekkürler.

free dergisi - ocak 1993 - sayı: 1
sayfa: 20-21

https://www.arsivsozluk.com/d/17
Devamını okuyayım...
disco
0

paisa

Türkiye'de hemşehri ismi ile vizyona giren, yönetmenliğini Roberto rosellini'nin yaptığı 1946 yapımı film. yeni sinema dergisinin mart 1966'da yayımlanan sayısında hakkında yazı yazılmıştır.

filmin konusu:

altı ayrı bölümde film Italya'nın çeşitli şehir ve bölgelerinde amerikan ordusunun ilerleyişini izliyor.

birinci bölüm:

sicilya’ya ayak basan bir Amerikan bölüğü SicilyalI bir genç kızın yardımından yarar­lanır. Amerikalılar tarafından, yanlışlıkla ihanetle suçlandırılan kız daha sonra Alman kurşunlarına kurban gider.

İkinci bölüm :

Napoli’de sarhoş bir zenci M.P. sokaklarda sürünen bir çocuğa rastlar. Zencinin, New York’un şanı ve yüceliği hakkında, anlam­sız, karışık konuşmalarını sabırla dinliyen çocuk sonunda askerin çizmelerini çalıp kaçar. Ertesi gün çocuğa yeniden rastlıyan zenci tehditlerle çizmelerinin iadesini ister ve çocukla birlikte yüzlerce kişinin, hayvan gibi, korkunç bir sefalet içinde yaşadıkları mağaralara gelir. Tüyler ürpertici manza­ranın karşısında zenci dehşet içinde, utana­rak uzaklaşır.

Üçüncü bölüm :

Roma’nın kurtuluşuna katılan Amerikalı bir asker altı ay sonra izinli olarak şehre döner. Gayesi Kurtuluş Gününde tanıdığı bir genç kızı bulmaktır. Kızı bulur oysa, geçen süre zarfında, kız artık sokağa düşmüştür. Geceyi beraber geçirirler. Ertesi sabah, as­ker daha uykuda iken, kız ayrılır ve delikan­lıya eski adresini bırakır, ilk buluştukları odaya dönüp askeri bekler. Adresi okuma­dan cebine atan asker başka bir arkadaşı ile buluşur. Kâğıt parçası meydana çıkınca arkadaşı üzerindeki adresin kime ait oldu­ ğunu sorar. Delikanlı "Hiç, sadece bir oros­punun adresi" diyip kâğıt parçasını yırtıp atar.

Dördüncü bölüm:

ikiye ayrılan, bir kısmı Amerikalılar, bir kısmı Almanlar tarafından işgal edilen Fi­renze şehrinde Amerikalı bir hastabakıcı partizanlarla savaşan sevgilisini arıyor.

Beşinci bölüm :

Üç askeri papaz (biri Katolik, biri Pro­testan ve biri Musevi) küçük bir dağın tepesinde bulunan bir manastıra gelip gece­yi orada geçirir ve diğer papazlarla tanışır­lar.

Altıncı bölüm :

Po nehrinin deltasında partizanlardan ve Amerikalı komandolardan birleşik bir grup cephanesiz kalıp Almanlar tarafından sarı­lır. Bataklıklarda hepsi Almanlar tarafın­dan kurşuna dizilir, asılır, elleri bağlı ola­rak nehre atılır, ya da intihar ederler.

film hakkında

"Paisa ufak kusurları ve büyük meziyetle­ri olan bir filimdir. Anlatımı dağınık, kur­gusu kötü, yer yer anlamsız, çoğu bölüm­lerin izlenilmesi güç, seyirciden talep et­tiği katılış sınırsız. Oysa geriye bir çok şey kalıyor! Roma bölümündeki dengeli, tutum­lu, umutsuz trajedi; manastır bölümündeki çarpıcı insaniyet duygusu ve özellikle, son bölümünde umutsuz oysa sonuna kadar yılmayan mücahitlerle bir birlik kuran deltanın acı, boş, merhametsiz görüntüleri."

vernon jarrat
yeni sinema dergisi - mart 1966 - sayı:1 - sayfa: 48

https://www.arsivsozluk.com/d/34
Devamını okuyayım...
disco
0

çeşme

çeşme plajları öteden beri yalnız türkiye'nin değil, bütün ege denizinin müşterek tatil yerlerinden biridir. mesela yunanistandan, hele civardaki yunan adalarından her yaz büyük gruplar halinde çeşme plaj ve ılıcalarına turist gelir, bunların hemen hepsi her vakit indikleri yerlere inerler, hatta senelerce kaldıkları aynı odaları tutarlar.

çeşme, ege denizinde eşi az bulunan yerlerden biridir. denizinden, kumundan, efsanevi güzellik çamurundan başka, unutmayınız ki, çeşme koyunun içinde, yani denizde, 20-30 ayrı sıcak su kaynağı vardır. buradaki otellerde, denizden çıkanlar, türlü şifalı hassaları olan kaplıca suyu ile dolu banyolarda veya duşlarda vücutlarının tuzunu giderirler, yahut tepeden tırnağa kadar güzellik çamuruna bulanıp güneşte yatanlar daha sonra kendilerini denizin dalgaları arasına atarlar, tuzlu su içinde çamurlarını giderirler.

lunaparkından cambazhanesine, sinemasına, gazinolarına kadar çeşmede, plajların, ılıcaların, şifalı çamurların yanında bir de eğlence sitesi teşekkül etmiştir.

nasıl gidilir? çeşme, izmir'den sadece 90 kilometredir. yolun üçte ikisi son derecede güzeldir. öteki kısmı da hiç fena değildir. hususi arabalarla bir saat bir çeyrekte gitmek kabildir. izmirle çeşme arasında muntazam otobüs servisleri de vardır. otobüs adam başına 4 liradır, beş kişilik dolmuşlarda bir kişinin ücreti 10-15 lira arasında değişmektedir.

oteller: çeşme otel bakımından talihlidir. buradaki türkiye'nin en eski otellerinden olan rasim palas tipik bir akdeniz plaj otelidir. büyük tahta bina 1909 yılında hususi planlar getirilerek ve tamamen bir otel olarak inşa edilmiştir. yüksek tavanları, geniş tahta merdivenleri ile göze çarpar. eski usül, fakat konforlu yemek salonunda (izmir suikastından sonra) atatürk haftalar geçirmiştir. üç öğün yemeği ile birlikte bir kişinin ücreti 37 buçuk liradır. otelden doğrudan doğruya denize girmek kabildir. mermer banyolarında kaplıca suyu vardır. yine sahilde, yeni istanbul otel - pansiyonu vardır. bir kişi için 25 liradır.

ayrıca, çeşmenin kuruluşunda büyük rol oynaayn karabinaların iki oteli bulunmaktadır. bunlar yemeksizdir. iki kişilik odalar 16, yani insan başına 8 liradır.

yakın zamana kadar otellerin çeşmede sürüler halinde binek eşekleri varmış. misafirler civarı bunlarla dolaşırmış. şimdi otellerin operet sahnelerindeki, yahut kovboy filmlerindeki arabaları andıran vasıtaları var.

ayrıca sahilde 300'den fazla, en modern mimari ile yapılmış yeni köşkler göze çarpmaktadır.

tarihi: toprak altından çıkan eski eserlerden, minimini göz yaşı testilerinden anlaşıldığına göre çeşme asırlardan beri bir eğlence ve şifa şehri olarak kullanılmıştır. fakat sonraları ihmale uğramıştır. bundan 35 sene önce çocuk denilecek yaşta idealist bir çeşmeli öğretmen, bay mehmet aldemir, mektep saatlerinden sonra civardaki tepelerden birine çakar; çeşmeye uzun uzun bakar ve burada kurulacak bir şehir tahayyül edermiş... gel zaman git zaman, hele izmir suikastini takib eden günlerde atatürk çeşmeye adeta yerleşince, genç öğretmen rüyasının tahakkuku uğrunda her şeyi göze almış. hatta bunun için plaj kenarındaki bazı dağları bile dinamitle uçurmuş. bugün artık aldemirin rüyası bir hakikat olmuştur. ılıcaların tarihi, plajlarından tarihinden çok daha eskidir. mesela buraya vaktiyle mısırlı tosun paşayı sedyeyle getirmişler, dört ay sonra tosun paşa, mısıra yürüyerek dönmüş. fakat ılıcalara bir "tosun paşa camii" bir de "tosun paşa çeşmesi" yaptırtmayı ihmal etmemiş.

görülecek yerleri: yedi membalı ılıcalardan başka, güzellik çamuru membaı; tarihi çeşme kalesi; mandalina, portakal, limon bahçeleri... bu bahçelerden bazılarında mesela kan mandalinası dahi yetiştirilmektedir. bahçelerdeki bazı kuyularda kırmızı balıklar bulunmaktadır. sabahları sissiz, ve pussuz havalarda çeşmenin tam karşısında, yunanlıların sakız adasındaki evler, vapurlar görünür.

muayyen günlerde çeşmeden müşterek pasaportla, gruplar halinde motorlarla sakıza gitmek kabildir. böyle gezintiler sık sık yapılır. adalılar, çeşmeden gelenlere pek ikram ederler.

netekim sakızdan da her zaman için yine müşterek pasaportla çeşmeye gelenler, bilhassa cumartesiyi ve pazarı bizde geçirip tekrar adaya dönenler çoktur. agamemnon ve fatma kuyusu görülecek yerler arasındadır.

hususiyetleri: aynı zamanda dünyanın en güzel anasonunu yetiştiren çeşmede tarlalar arasından geçerken rüzgar misk gibi anason kokar. balığı boldur. fakat bilhassa fıstık ve sakız reçeli meşhurdur. fıstık reçelinin rengi yeşil, sakızdan yapılanınki ise bembeyazdır.

hayat dergisi - 31 temmuz 1959 - sayı:31
sayfa: 10-11

https://www.arsivsozluk.com/d/21
https://www.arsivsozluk.com/r/22/+
https://www.arsivsozluk.com/r/23/+
https://www.arsivsozluk.com/r/24/+
https://www.arsivsozluk.com/r/25/+
Devamını okuyayım...
disco
0

genç istanbul müzik şenliği

16 - 30 eylül 1991 tarihinde, istanbul büyükşehir belediyesi kültür işleri daire başkanlığı tarafından düzenlenen müzik festivalidir.

konserlerin her gün saat 16.00'da taksim meydanında düzenlendiği festivalin sponsoru ise rc kola olmuştur. organizasyon ise güven erkin erkal tarafından düzenlenmiştir. konserde yer alan gruplar ise aşağıdaki gibidir:

16 eylül pazartesi: asım can gündüz
17 eylül salı: atmosfer
18 eylül çarşamba: kramp
19 eylül perşembe: akbaba, virüs
20 eylül cuma: gür akad band, sawdust
21 eylül cumartesi: beyaz yunus, kesme şeker
22 eylül pazar: gökkuşağı , şimdiki gençler
23 eylül pazartesi: wera lynn , badluck
24 eylül salı: cultus
25 eylül çarşamba: medussa
26 eylül perşembe: zen
27 eylül cuma: volvox
28 eylül cumartesi: fias-co , whisky
29 eylül pazar: devil, the china band
30 eylül pazartesi: nuh'un gemisi

festival afişi: https://www.arsivsozluk.com/r/39/+
Devamını okuyayım...
disco
0

fifa 2001

Futbol severlerin ve oyuncuların sabırsızlıkla beklediği oyun, bu yazı hazırlanırken piyasaya henüz sunulmamıştı ama gördüğümüz ekran görüntüleri ve edindiğimiz derin bilgiler beklentilerimizi bir kat daha artırmıştı.

motion capture yönteminin sağladığı avantajla “realistik” kelimesinin hakkını veren oyun yıllardır taşıdığı “1 numara” damgasını boşuna yemediğini son versiyonuyla ispatlamaya hazırlanıyor. electronic arts’ın Kanada stüdyolarında geliştirilen oyun için bu sene yine Amerikan Futbol Ligi “MLS” oyuna sponsor oldu. Zaten oyunu Internet’te herhangi bir sitede aramaya kalktığınızda FIFA 2001 Major League Soccer ismi karşınıza çıkıyor. Oyunda yine 3D oyuncu modellemeleri, gol sonrası sevinç gösterileri ve maç başlangıç görüntüleri var. Her sene olduğu gibi top saklama tekniklerinde bir değişime gidilmiş. Bu sene artık Ctrl ya da Alt tuşlarında bastığımız zaman geçen yıllardaki hareketler yerine değişik varyasyonlar seyredeceğiz. Tabi top sizde olmadığı zamanlardaki taktiklerde de bir değişime gidildiği gelen duyumlar arasında. Ama tam olarak bir şey söylemek için oyunun piyasaya çıkmasını bekliyoruz. Oyunda bu yıl en dikkat çekici değişimlerden biri de artık maç sırasında yan hakemleri de görebilecek olmamız. Daha önceleri orta hakem hegomanyasındaki oyunun böylece daha adil bir oynanış sunması bekleniyor. Bariz ofsaytlardan yediğimiz goller daha dün gibi aklımızda. Yan hakemlerin oyunun yapay zekasına bir katkı yapıp yapmayacağını ise oyun piyasaya çıkmasıyla anlayabileceğiz. Umarız yan hakemlerin katkısı sadece grafik çeşitlemesi olarak kalmaz ve oyunlar daha zevkli bir hale gelir.

Kımılda Biraz

Bir 3D model çizersiniz. Modelin eklemlerini, hareket edebilir hale getirirsiniz. Fakat, gerçek insanın yürüyüşündeki ahengi, akıcılığı ve “insanlığı” gerçek insanları kullanmadan o modele veremezsiniz. Eğer modeli kendi tasarladığınız hareketlerle hareketlendirmeye kalkarsanız insan görünüşlü bir robot tasarlamış olursunuz.

Motion capture tekniği çizilen modellere gerçekçi hareketler kazandırmak için kullanılan bir yöntem. Bu yöntemde hareketleri kaydedilecek insanın üzerine bilgisayara bağlı vericiler bağlanıyor. Aynı anda 3D yazılım da çalıştırılıyor ve üzerinde vericiler bağlanan insanın hareketleri gerçek zamanlı olarak modele aktarılıyor ve hareketlendirilmiş bu 3D modeller kaydediliyor.

ea sports’un FIFA serisinde ilk olarak fifa 97’de kullanılan motion capture tekniği, futbolcuların hareketlerine, serinin önceki oyunlarındakilere göre bariz bir gerçekçilik hissi katmıştı. (bkz: fifa 98)’de futbolcuların sevinme, üzülme ve hakeme itiraz etme görüntüleri için de yine motion capture tekniğinden faydalanıldı. fifa 99’da hem hareket sayısı arttırılmıştı hem de futbolcuların ağız hareketleri konuşma, sevinme ve üzülme esnasında değişiyordu. Yine motion capture ile kaydedilen bu hareketlere fifa 2000’de pek çok yenileri eklendi. Mesela artık futbolcuların surat mimikleri vardı ve gol atan bir futbolcunun yüzünden sevincini, yere düşürülen başka bir tanesinin yüzünden acısını, kırmızı kart gören bir diğerinin yüzünden de sinirini anlayabiliyordunuz.

FIFA 2001’de Neler Var?

Fifa 2001’de surat modelleri ve üzerinde özellikle durulmuş ve mimiklerde dudak uçuklatan bir gerçekçilik sağlanmış. Artık Hagi gerçekten Hagi gibi; hasan şaş ise zenci değil. Bunun yanında, motion capture kayıtlarında aralarında dünyaca ünlü, lothar matthaus, Hidetoshi Nakata, Paul Scholes, Thierry Henry, Edgar Davids, Gaizka Mandieta, Shimon Gershom’un da bulunduğu pek çok futbolcu kullanıldı. Profesyonel futbolcuların hareketleri kendisini oynanışta da şüphesiz belli edecek. Kafa toplarında kambura yatma, çalımlarda ayağa sert girme gibi “şık” ofansif hareketlerin karşılığında rakipleriniz de yine aynı şekilde “şık” bir biçimde acı çekecekler.

Geçen yıla göre değişmeyen noktalara da kısaca bir göz atalım. İlk olarak bu sene FIFA’nın herhangi bir kural değişikliğine gitmemesinden dolayı oyunda kural olarak değişen bir şey yok. Yine geçen yıllarda olduğu gibi oyun modları da aynı. multiplayer desteğinde ise bir artırıma gidilmemiş yine. Aynı anda LAN üzerinden 4 kişi oynayabileceğiniz bir network oyun modu mevcut. Ayrıca 8 kişiye kadar da aynı bilgisayar üzerinden farklı takımlar seçerek oyun oynama ve turnuva düzenleme şansınız da var. Oyun Hagi ile tanıtımı gerçekleştirdikten sonra piyasayı uzun süre meşgul edeceğe benziyor. Eğer siz de oynayanların böbürlenmelerinie aldırış etmek istemiyorsanız oynamamazlık etmeyin, acele edin.

oğuzhan özdemir – alp burak beder
gamepro Dergisi – Kasım 2000 – 13. Sayı – ISSN: 1302-5651 Yaysat No: 2000011
Sayfa: 24

https://www.arsivsozluk.com/d/20
Devamını okuyayım...
disco
0

arşiv sözlük

buraya manifesto gelecek. :)
arsivsozluk
0